Hafızamda Kalanlar – Haziran 2021

0
220

Göksu Palas (*)

Türk hamamı, Anadolu’nun en köklü ve özgün kültürel değerlerinden biridir.

Hamam, yalnızca yıkanma faaliyetinin gerçekleştiği mekân değildi, aynı zamanda sosyalleşme mekânı olarak da önemli bir konumu vardı. Hamamların yanı sıra Anadolu’daki evlerin çoğunun yatak odalarında dolap kapaklarıyla gizlenmiş, içinde su giderinin olduğu yıkanma kabinleri vardı.

50’li yıllarda hızlanan şehirleşme ile apartman tipi konut üretimi yaygınlaştı. Apartman yaşamının neden olduğu mimari ve kültürel değişimin simge elemanlarından biri de küvet oldu. Türk hamamı gibi özgün ve köklü bir ‘yıkanma’ geleneğine sahip toplum, ‘küvet’ ile tanışınca, kurna-hamam tası ve oturak üçlüsünün yerini küvet ve duş başlığı aldı. Dini inançlar ve kültürel alışkanlıklar nedeniyle durgun suda yıkanmayan, akan suyu tercih eden toplum tarafından küvet ve küvete dair pratikler kolayca benimsenmedi ve ona duş kabini gibi davranıldı.

Banyonun içinde oldukça büyük bir alanı kaplayan küvetin, su kesintilerinde su depolanması, perdelerin yıkanmadan önceki aşamada suya bastırılması gibi kendi varoluş amacından daha yararlı hizmetleri oldu…

Küvetin, bizim evde bir fonksiyonu daha olmuştu.

1980 öncesi akşamlardan birinde, yıllar sonrasının paşası ve başhekimi, o günlerin askeri tıp öğrencisi yeğen, salonda ve odalarda yatacak yer kalmayınca geceyi yatağa çevrilen küvette geçirmişti.

Siyasi ortamın karmakarışık olduğu o yıllarda hafta sonları, bizim ev farklı görüşlerden akraba gençlerle dolu olurdu. Teypten dinlediği Nâzım Hikmet şiirlerine ezbere eşlik eden Solcu, misvakın yararlarını anlatan İslamcı, Oniki Adalar’ı fethetme planları kuran Ülkücü, hafta sonu iznine çıkan asker, okulunda boykot olduğundan yurtta kalamayan öğrenci…

Siyasi düşünceleri, ziyaret amaçları ne olursa olsun, karşılıklı takılmaların havada uçuştuğu neşeli sohbetler yapılır, gecenin sonunda, salona boydan boya serilen yer yataklarında dizi dizi yatar, uyurlardı.

Pazar sabahları, salondaki 8 kişilik masaya eklenen sandalyelere zor sığılır; txu halive ve kalmıkşey eşliğinde güle, eğlene uzun kahvaltılar yapılırdı.

Aslında kadınlar, kendi kültürlerinde mükemmel bir alternatifin olduğu bir yaşam pratiğine, “Batılı olan moderndir, daha iyidir” anlayışıyla yapılan müdahaleye, küvete kendi ihtiyaçları doğrultusunda yeni fonksiyonlar ekleyerek direniyorlardı.

Biz de küveti su deposu, perde yıkama alanı ve hatta karyola olarak kullanarak Batı’nın dayatmasına karşı direnç gösteriyorduk.

Bugün görüyorum ki; bizim evin büyüklerinin daha önemli iki direnişi daha vardı o günlerde…

İlki, birbirlerine düşman edilen gençleri, derdest edip yan yana uyumak zorunda bırakarak, “Saçmalamayın, siz aslında kardeşsiniz” mesajıyla, o günlerin karanlık siyasi atmosferine karşı verdikleri direnişti.

Diğeri ise, gönülden bağlı oldukları geleneklerini kaybetmemek adına asimilasyona karşı direniş mücadelesiydi.

Onlar yalnız misafirlere ait, misafirlerin rahatça kaldıkları, ağırlandıkları bölümlerin olduğu eski Çerkes evlerinde büyümüşlerdi. Misafirin karşılanış, ağırlanış ve yolcu edilme prosedürlerinin (ISO 9001 ve diğerleri onların yanında tost makinesi kullanma talimatı kalır) eksiksiz uygulandığı bir kültürde yaşamışlardı.

Artık yaşadıkları üç oda bir salon apartman dairesinde, Türkiye’nin bambaşka yerlerinden gelen misafirlerini aynı anlayışla, aynı geleneklerle ağırlamak, değerlerini kaybetmemek için var güçleriyle direniyorlardı.

 

(*) Yeğenlerden birinin taktığı, akrabalarca benimsenen hane ismi.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here