Ümit Dinçer: “Sürdürülebilir olmayan hiçbir şey bizi ileriye taşımayacaktır”

KAFFED yönetimine gelen yeni ekibi, Prof. Dr. Ümit Dinçer’in şahsında kutluyor ve çok başarılı, etkin bir dönem olmasını diliyoruz.  

Bu onurlu görevi devir alan başkanlar ile JİNEPS olarak röportaj yapmayı bir gelenek haline getirip, bazen aynı soruları her başkana yönelterek bakış açılarını yansıtmak istiyoruz.  

Yıldız Şekerci ile söyleşi:  

https://jinepsgazetesi.com/2019/08/bireysel-hareketler-sutun-kaymagi-gibi-kabarir-ama-hava-aldiginda-oturur/

Prof. Dr. Ümit Dinçer

“KAFFED Genel Merkezi’ni daha hızlı işleyebilir bir yapıya dönüştürmek arzusundayız”

-Birgül Asena Güven (BAG): Uzun yıllardır toplum adına çalışmalar yapıyorsunuz. Dernek çalışmalarınız ve İKKD yöneticiliğiniz oldu, Ümit Dinçer’i kendi sözcükleriyle tanıyabilir miyiz?  

-Kayseri ilinin Pınarbaşı ilçesine bağlı Uzunyayla bölgesinde yaşayan Çerkes bir ailenin çocuğuyum. Sülale adım Şogen. Çok doğal ve Çerkeslerden başkalarının da olduğunu dahi bilmediğimiz bir zamanda çocukluğumu yaşadım. Hayatımı şekillendiren aile, büyük aile, köy, akrabalık ilişkileri, sosyal yaşam, Xabze, anadil gibi pek çok önemli olguyu hayatın kendi akışı içinde deneyimleme fırsatı buldum. Üniversite hayatı için köyümden, kasabamdan ayrıldığım günden beri de derneklerde çalışmaya, enerjimin ve aklımın erdiği kadarıyla Çerkes kalabilme mücadelesine omuz vermeye gayret ediyorum. 

  

-Yaşar Güven (YG): Hemen herkesin söz söylediği, söylemekten öte hakaretamiz söylemlere maruz kalabilen bir kurumda yöneticiliği, başkanlığı kabul etmek… Nasıl bir motivasyon, nasıl bir cesaret? Yanı sıra etkisi/talebi olan kişi ya da kişiler oldu mu? 

– Bir çerçeve çizmek açısından şöyle bir tespitte bulunabiliriz. Türkiye’de Çerkes diasporası ya da Çerkes örgütlülüğü açısından bakıldığında kabaca 2 tip insan var. İlki kurum ya da kurumların kanuni üyesi olan veya olmayan, kurum içerisinde çalışıp, mücadele edip bir istikamet belirlemek isteyen, katılımcı, “aktif çalışanlar”. İkincisi de bu kurumların kanuni veya doğal üyesi olan, kurumlarla çok hareket etmeyi sevmeyen ve dolayısıyla kurumların ne yaptıklarını, daha doğrusu ne yapamadıklarını izleyerek oranın üzerinden bir bakış açısı, bir “eleştiri geliştirenler”. KAFFED ve KAFFED’e bağlı derneklerin ilişik olduğu insan kitlesini iki büyük grubu ayırabiliriz.  

Diğer yandan her geçen gün toplum olarak sorunlarımız büyüyor, kurum olarak sorunlarımız büyüyor ve çözüm seçenekleri de gün geçtikçe azalıyor. Sorunlarımız neden büyüyor? Bir kere Çerkesler açısından bir varoluş sorunumuz var. Türkiye’de yaşayan bütün Kuzey Kafkasyalılar açısından; Abazalar, Osetler, Çeçenler açısından hepimizin bir varoluş sorunu var. Dilimiz açısından bir varoluş sorunumuz var. Kültürümüz açısından bir varoluş sorunumuz var. Bunları çözmemiz gerekiyor. Bunları çözerken ortak aklı harekete geçirmek, ortak gücü kullanmak ve ortak bir sonuç gerekiyor. Ancak biz önce duygularımızı harekete geçirmeyi seviyoruz galiba. Aklı ortaklaştırmak ve sorun çözmektense öncelikle birbirimizle mücadele etmeyi, birbirimizin gücünü zayıflatmayı tercih ediyoruz.  

Bu kadar uzun süren bir çerçeve çizmemin sebebi şu, 3 tip insan oluştu: KAFFED’de çalışan ve mücadele edenler, beklenti içerisinde olanlar ve yüksek beklenti içerisinde olanlar. Ancak katkı sunanlara baktığınız zaman son çemberin son derece kısıtlı, dar olduğunu görüyorsunuz. Özellikle 3. çemberdeki -çok katkı koymayan ama fakat yüksek beklenti içinde olan- kişiler normalde bir örgütsel mücadelede söz söyleme hakkının (aslında) mücadelenin içerisinde olmakla mümkün olabileceği gerçeğini göz ardı ediyorlar. Sadece bu kurumu, kurumun yönetimlerini eleştirmeyi, kurumu dönüştürmek için yeterli olduğunu zannediyorlar ve herhangi bir tasarrufta bulunmak, çalışmak, mücadele etmek yerine -rasyonellikten uzaklaşma pahasına- sadece eleştirmek, hakaretamiz eleştirmek ve hatta açıktan hakaret, küfür ve kabalıktan daha çok zevk alıyorlar ya da bunu tercih ediyorlar.  

Bir kurumun ya da bir topluluğun işleyişi eleştirilebilir ve bu son derece doğaldır. Kendi yönteminizi, fikrinizi benimseyebilirsiniz ve bunu kıyasıya savunabilirsiniz. Bunda anlaşılmayacak bir taraf yoktur. Ancak bunun için, o değiştirmek ya da dönüştürmek istediğiniz, beklentilerinizi karşılamadığını düşündüğünüz kurumun dertlerini üstlenmeniz, onlarla hemhal olmanız, kurumun içerisinde mücadele etmeniz gerekir.  

Son yıllarda özellikle de sosyal medyalarda gördüğümüz genel yaklaşım, daha çok hakaret, daha çok ötekileştirme, daha çok bölme ya da bölünmeye yönelik söylemler, istihza, tahkir ve hatta küfürle dönüşüm talep etmeye dönüştü. Bu durum toplum kesimleri ve hatta bireyler arasında önemli fay hatları oluşturdu, savrulmalar yaşanmaya başladı.  

İşte bu noktada niye böyle bir şeye cesaret ettik ya da niye böyle bir şeye kalkıştık? Birilerinin böylesi bir ortamda inisiyatif alması gerekiyordu, birilerinin topluma, “Ya bir dakika, bunun yöntemi böyle değil, konuşmamız gerek” demesi gerekiyordu. İşte bizim, beraber olduğumuz yönetim kurulu üyesi arkadaşlarımla, mevcut gidişata ilişkin eleştirilerimiz, önerilerimiz vardı. Kurumsal işleyişe dair eleştirilerimiz, önermelerimiz vardı ve tüm bu zor ortama rağmen başarabiliriz diye düşündük, daha demokratik, daha işlevsel bir örgüt, daha örgütlü bir toplum hayalini hayata geçirmek motivasyonuyla ortaya çıktık.  

Ha, yarın bir gün birileri bizim yaptıklarımızı beğenmeyebilir, eleştirebilirler. Mücadele edip yönetimi alabilirler. Bu böyle işlemek durumundadır. Biz bu vizyonu ve çalışma yöntemini harekete geçirmeye çalışacağız. Bütün dertleri bu iki yıl içerisinde çözebilir miyiz? Kesinlikle çözemeyiz. Burada bir reorganizasyon ve bir iş sıralaması yapmamız gerektiğinin gayet farkındayız. 

  

-YG: İki yıl önceye göre ne değişti? Değişim Hareketi başkan adayını değiştirdi ve genel kurul tek liste ile gerçekleştirildi. Dikkati çeken, ikinci listenin olduğu KAFFED genel kurullarında güçlü bir irade koyan geleneksel yapının geri çekilmesi. 

-İki yıl içerisinde aslında sadece başkan adayının değiştiği tespiti haksızlık olur. Eğer dikkatli baktıysanız yönetim kurulunun tamamı KAFFED Değişim Hareketi’nin listesi değildir. Yeni katılanlar var, Değişim Hareketi’yle daha evvel hiç çalışmayan var, eski yönetimden katılan arkadaşlar var, yeni genç arkadaşlar var. Evet, Değişim Hareketi daha baskın gibi görünüyor doğal bir şekilde. KAFFED Değişim Hareketi’nin KAFFED’in çalışmasına ilişkin getirdiği eleştirilerin ve çözüm önerilerinin büyük bir kısmını desteklediğimi kendi deklarasyonumda da söylemiştim. Dahası iki yıl önceki seçimde de KAFFED Değişim Hareketi lehine zaten destek açıklamıştım. 

Dolayısıyla benim açımdan ne değişti? Belki de üzerime biraz daha fazla yük almam gerekti, çok yoğun yaşamama rağmen biraz daha inisiyatif kullanmak gerekti. KAFFED Değişim Hareketi ile de bu manada değerlendirmelerde bulunduk ve bu noktaya gelindi. Belki de birisinin “Tamam, hadi” demesi gerekiyordu bilemiyorum. Bu tür çalışmalar bir ekip işidir yani sadece küçük bir grubun ya da bir kişinin sürükleyebileceği bir şey değildir ve bazen de bir eksik pek çok şeyi belirleyebilir. Bu manada zinhar “iki yıl öncesinin eksiği bendim” anlamında söylemiyorum ama şartlar öyle tezahür etti ve KAFFED Değişim Hareketi, benim katılımım artı yeni arkadaşlarla bir liste oluşturduk ve yola çıktık. İnşallah toplum adına iyi işler yapabilme fırsatımız olur. 

Öte taraftan ‘KAFFED güçlü irade koyan geleneksel yapı’ tanımlamasına ben çok katılmıyorum. KAFFED’in evet gelenekselleşen bir kitlesi yani yönetim anlamında bir kitlesi varsa da bu süre aslında onların geri çekilmesi şeklinde tezahür etmedi. Yani biz onlar çekildiği için ortaya çıkmadık. Aslında belki de biz ortaya çıktığımız için onlar geri çekildi. Ona söyleyecek çok fazla bir şeyim yok ama bu geleneksel denilen yapının “KAFFED biziz, biz yoksak KAFFED yok.” anlayışı ile hareket ettiklerine dair güçlü ve kanıta dayalı tespitim yok. Ancak bu zaman zaman söylentiler, şüpheler mertebesinde dile geldi, yazılıp çizildi. Zaman zaman bu tür örgütlerde bir kemikleşen kitle olabilir ve bu da doğal karşılanabilir ama sürdürülemez. Sürdürülebilir olan örgütü, seçim sistemini, delegasyonu, katılım yöntemlerini demokratikleştirdikten sonra kim toplumun önüne bir şey koyabilir ve delegasyonu ikna edebilirse örgütü onun yönetmesine izin verilmesi, rıza gösterilmesi ve desteklenmesidir. Velev ki bu bizim önermelerimizin ve değerlendirmelerimizin tersine şeyler söyleyen de olabilir, bu demokrasinin gereği diye düşünüyorum. 

  

-YG: “Ankara başkent, KAFFED genel merkezi de burada, işler burada yürür” anlayışı ile KAFFED başkanı ve yönetim kurulunun 5 üyesinin Ankara’dan seçilmesi geleneksel hale getirilmişti. Şimdi nasıl yürüyecek işler? 

-Burada meseleyi şöyle aktarmamak lazım; ‘Ankara başkent, KAFFED Genel Merkezi burada, işler buradan yürüyor’. Aslında KAFFED eğer bütün işlerini devlet katında yürütüyor olsaydı bu vazgeçilmez olabilirdi. Evet, KAFFED’in muhataplarının büyük bir kısmı Ankara’da, biz de bu maksatla güçlü bir sekreterya ve güçlü bir genel başkan yardımcılığıyla oradaki işleri yürütebileceğimizi düşünüyorum. Zaman zaman, gerektiğinde ve hafta sonları toplantılarımız için biz de tabii ki Ankara’da olacağız. Öte yandan son iki yılda pandeminin bize kazandırdığı önemli şeylerden bir tanesi uzaktan toplantı yapabilme kabiliyetidir. Bunun aslında iyi bir yöntem olduğunu düşünüyorum ki insanları hem fiziken hem de ekonomik olarak daha az yoran bir toplantı sistemi.  

Ankara dışında mukim bir genel başkan şimdiye kadar olmamıştı. Biz de bunu ilk kez göreceğiz. Nedir? Avantajları, dezavantajları olabilir mi? Konuyla ilgili dostlarıma şöyle söylüyorum, ‘Türkiye bir yandan da büyük ölçüde İstanbul›dan yönetiliyor. Kartlar bazen Ankara’da karılıyorsa da İstanbul’da dağıtılıyor’. Dolayısıyla İstanbul’da olmanın da belki avantajları vardır ve bunları gelecek zamanda görme fırsatımız olacak ama biz Ankara’da yine güçlü bir kadro bıraktık. Biz de elimizden geldiği kadar orayla hep irtibat halinde olacağız. 

  

-BAG: KAFFED’in gündemi sizin de programınızda belirttiğiniz gibi oldukça yoğun. Elbette dış etkiler de olacaktır ama iç dinamiklerle bir analiz yaptığınızda önceliklerinizi sıralamak mümkün mü? 

-Şimdi KAFFED’in gündemi gerçekten de oldukça yoğun ve bazen siz ne kadar sıralama yaparsanız yapın değişen gündem sizin yaptığınız sıralamayı tamamen alt üst edebiliyor. Aslında bunun benzeri örneğini daha seçildiğimiz gün yaşadık. Bir yayın kuruluşu tarafından gündeme taşınan asimilasyon meselesi neredeyse üç haftamızı aldı. Dolayısıyla iç dinamiklerle bir analiz yaptığımızda aslında kuruma dair birtakım önceliklerimiz var.  

Biz hep kurumsal reorganizasyon dedik. Bu kurumsal reorganizasyonu sadece KAFFED Genel Merkezinin reorganizasyonu olarak değerlendirmiyoruz. Üye derneklerin çalışma, yöntem ve pratikleri, ekonomik kaynak yaratmadan tutun da bir faaliyet kotarma, tabana ulaşma, yani insanlara ulaşma noktasına kadar yapmamız gerekenler var. KAFFED Genel Merkezi’ni daha hızlı işleyebilir bir yapıya dönüştürmek arzusundayız.  

Sürdürülebilir kaynak en önemli sorunlarımızdan bir tanesi. Biz hep mücadele, siyaset vb. konuşuyoruz ama iş uygulamaya geldiği zaman karşımıza çıkan gerçeğin soğuk yüzü aslında ekonomi. İnsan kaynağı ve bunların optimizasyonu. Sürdürülebilir olmayan hiçbir şey bizi ileriye taşımayacaktır. Bunu böyle değerlendiriyorum, dolayısıyla sürdürülebilir insan kaynağı, sürdürülebilir ekonomik kaynak yaratmak zorundayız.  

Tüzüğümüzü değiştirmek ve tüzüğümüzün içerisindeki birtakım tartışmalı hale gelmiş olan kavramları oradan ayıklamak önemli bir önceliğimizdir. Tüzüğümüzde antidemokratik olduğunu iddia ettiğimiz günceli karşılamayan bazı maddeler var. Onları daha demokratik, zamana uygun ve işler hale getirmeye çalışmak gibi önceliklerimiz var.  

Anavatanla ilişkileri ilkeler bazında ve rasyonel bir zemine oturtmak istiyoruz. Bu manada her türlü kapıyı her türlü fırsatı zorlayacağız, değerlendireceğiz. Mevcut yapılarda özellikle Dünya Çerkes Birliği’yle olan ilişkileri birtakım tartışmaların uzağında ve reel bir şekilde değerlendirip toplumun önüne koymaya gayret edeceğiz.  

Öte taraftan baktığınız zaman Türkiye’deki en önemli sorunlardan biri; KAFFED’in de içerisinde bulunduğu ‘kurumlar arası ilişki, iletişim ve diyalog eksikliği’ olarak toplumun kahir ekseriyeti tarafından değerlendirilen duruma bir çare arayışıdır. Bu durum “beyaz bir sayfa açmak” gibi basite alınacak bir durum olarak değerlendirmeyip ilkeler çerçevesinde götürmeye gayret edeceğiz. Bu konuda, genel kurul konuşmasında da söyledim, ortada hiçbir şey yokmuş gibi, ‘hadi hep beraber olalım’ mantığıyla hareket etmektense “Bizi farklılaştıran şeyler nelerdi? Ortaklaşabileceğimiz şeyler nelerdir? Ve bunları nasıl yapabiliriz?” Sorularına yanıt aramamız gerekir. Aksi takdirde yapay bir gündemin sürüklediği zoraki birliktelik, karşılaşacağı en küçük zorlukta tekrar ve daha derin bir şekilde ayrılıklara sürükleyecektir bizi, bundan kaçınmak gerekir. Dolayısıyla önce geçmişin bir analizini yapmak gerekir. Bunu bir hesaplaşma olarak düşünmüyorum ama geçmişte bizi farklı noktalara konumlandıran gerçekleri ve gerekçeleri hiçbir şeyden çekinmeden, üstü örtülü olmadan, birtakım sır perdeleri yaratmadan ortaya koymak ve bundan sonra ne şekilde ortaklaşabiliriz noktasına bakmamız gerekiyor. Biz anlaşamadığımız konularda kavga etmektense anlaşabildiğimiz konularda ortaklaşabilmeyi hedefleyeceğiz. Bu anlaşabildiğimiz konular velev ki bir tane, iki tane bile olsa, on konuyla ilgili kavga etmektense iki konuyla ortaklaşmanın daha doğru olacağı kanaatindeyim. 

  

-BAG: Birkaç sene önce KAFFED bünyesinde yapılmış bir “Kadın Kurultayı” vardı. Geçtiğimiz dönemde de bir çalıştay yapıldı. Önümüzdeki dönemde benzer bir çalışma düşünüyor musunuz? Kadın Katılımı Çalıştayı raporu da geçtiğimiz günlerde yayımlandı. Öne çıkan önemli taleplerden biri de kadın kotası uygulamasının yaygınlaştırılması olarak gözüküyor. Bu konuda bir planınız var mı? Yeni yönetimde genç kadınların etkin katılımını görmek çok güzel. Bunun dışında kadınların toplumsal çalışmalara dahil edilmesini sağlamaya yönelik önerileriniz olacak mı? Kurumlarımızda eşbaşkanlık sistemi ile her zaman kadın ve erkek bakışının birlikte hareket etmesi sizce sağlanabilir mi? 

-KAFFED daha evvel kadın katılımı konusu ya da cinsiyet kotası konusunu gündeme getirmişti. Sadece kadın anlamında bir kota değil de mesela kalabalık bir kadın listede, makul bir erkek sayısının olması da önemli. Bunu daha da genişleterek düşünmüştük o zaman. Bu manada tabii ki kadınlarının olmadığı bir mücadeleyi iyi düşünmek mümkün değil. Yani ‘sadece yönetimde erkekler olsun, kadınlar geri planda çalışsın’ gibi bir düşüncemiz hiçbir zaman olmadı. Bundan sonra da olmayacak. Bu çalışmalara özellikle yönetim noktasında kadınların katılımını son derece önemli buluyoruz. Ancak şunu da belirtmek zorundayım ki bu konuda kadın kotasını tutmaya çalışmak diye bir şeyin olmaması gerekir bence. Daha çok kadının bu çalışmalarda, bu listelerde yer almak için istekli olması gerekir. Süreç içerisinde pek çok kadınla görüştüm, bu listeleri oluştururken. Genellikle kadınlarımız maalesef bu tür çalışmaların içerisinde çok yer almak istemiyorlar. Bunun önemli sebeplerinden biri, sürekli tartışma ve sürekli çekişme noktasındaki sürecin insanları duygusal olarak da yıprattığı gerçeğidir.  

Eşbaşkanlık şu anda bizim tüzüğümüzde maalesef mümkün değil. Ancak eğer bu manada bir tüzük değişikliği olursa neden olmasın? Bence hiç olmayacak bir şey değil ama bunu tabii ki tartışmak ve tüzükte yer vermek gerekir. 

-BAG: Yukarıdaki sorunun bir parçası ya da devamı olarak; geçtiğimiz aylarda bir online toplantıda KAFFED başkanına ve anavatanda kadın gazeteciye kamuoyu önünde cinsiyetçi tutumlar geliştirildiğini gözledik. Kurumlarımız içerisinde yapılabilecek uygulamaların yanı sıra tabanda da cinsiyet ayrımcılığını tartışmaya yönelik inisiyatifler geliştirmek gerekir mi?

 

“Kurumlarımızda ve sosyal hayatımızda  kadın veya erkeğe yönelik hiçbir cinsiyetçi tutumu kabul edemeyiz” 

 

-Biz kurumlarımızda ve sosyal hayatımızda kadın veya erkeğe yönelik hiçbir cinsiyetçi tutumu kabul edemeyiz. Bu, kurumsal kimliği olsun olmasın herkes için gerekli ve geçerlidir. Kurumları bu noktada ideal noktaya çekmek yukarıda belirttiğim gibi ancak o kurumlarda çalışmakla olabilir. Tüzüğünü, yönetmeliğini beşeri ilişkilerini düzeltmeye çalışmakla olur. Daha fazla kadının çalışmaların içinde olması ile olur. Kültürel bazı özelliklerimizin kişiler eliyle tahrif edilmesinin engellenmesi, kurum içi organizasyonlarla bazı konuların da makul bir üslup ile tartışılmasının verimli olabileceğini düşünüyorum. 

  

-YG: Netameli konulardan biridir Çerkesler içinde; Türkiye’de siyaset ve siyasi partilerle ilişkiler. Her sosyal tabakaya mensup, farklı siyasi partilere oy veren geniş bir üye tabanı var KAFFED’in. Türk’ten başkasını tanımayan partilere oy veren, üye olan, dahası vekil olan, KAFFED bağlısı derneklerin üyesi, yönetim kurullarında çalışmış Çerkesler de var. Bu durum üzerine konuşulamıyor, normalmiş/doğalmış gibi. Ama Kürt lafı edemiyorsunuz bile; tümünü terörle eşitleme propagandasının yani iktidar politikasının sonucu. Kamuoyumuzla paylaşılan programınızda, “… KAFFED’in gerek Türkiye’de ve anavatanda, gerekse uluslararası arenadaki sivil ve siyasi aktörlerle, özellikle de kendi varlığını, tarihini, aidiyetini ve kimliğini inkar etmeyen aktörlerle, misyon ve statüsüne uygun ilişkiler kurarak…” cümlesindeki “kimliğini inkar etmeyen aktörlerle” vurgusu siyasi partiler için de geçerli olacak mı? 

Sorunun girizgahındaki değerlendirme nedeniyle bunun zorluğu ortada olmakla birlikte bir neşter vurulması gerekmez mi? 

Yine programda yer alan; “Siyasi partilerle hem de devlet ve siyasi iktidarlarla KAFFED’in sivilliğine zeval getirmeyecek biçimde ilkeli, tutarlı ve dengeli ilişkiler kurup…” ve “Kültürel ve etnik kimlik bilinci yüksek kişilerin bu vasıflarını saklamaksızın, toplumsal yararı da gözeterek siyasette var olmalarının desteklenmesi adeta bir zarurettir” cümlelerini de hatırlatarak tümü üzerinden bir değerlendirme olsa… 

 

Nasıl bir işleyiş söz konusu olacak? 

-BAG: Programda net ifade edilmiş; “Bir topluluğun hak ve menfaatlerini korumak üzere kurulmuş bir çatı örgütü olarak KAFFED’in siyasal alanda bulunmaması ve siyasi aktörlerle ilişki kurmaması düşünülemez”. cümlenin gereğini hakkıyla yapabilmek ve tabanın siyasetin izleyicisi değil öznesi olmasının teşvik edilmesi için nasıl bir çalışma gerekir? Federasyonun konumu, siyasi partilere mesafesi hep tartışılan bir konu oldu. KAFFED etkin bir STK olarak konumunu güçlendirirken siyasi alanda hareket etmesi her zaman mümkün olamayabiliyor. Diğer yandan; insanlarımızın birbirini anlamaya, iletişime ve toplum olarak kendi gündemini oluşturup ortak tavır geliştirmeye de şiddetle ihtiyacı var. Çerkes kültüründe Xase’nin geleneksel bir kurum olarak benzer bir işlevi olduğunu görüyoruz. Bugünkü hayatta karşılığı nedir Xase’nin? Bir kongre olarak tanımlayabilir miyiz? Herhangi bir görüşe yakın olduğu bilinen insanların bir araya gelip konuşması yerine tabandan örgütlenen, hayatın içinde ne varsa onu temsil eden demokratik bir kongre sizce mümkün mü? Bu anlamda bir kongre çağrısının kurumlarımız içinde yer alan ya da almayan Çerkes kadınlarından gelmesinin ve desteklenmesinin bozacağı ezberler var mıdır? 

-Tabii bu gerçekten söylediğiniz gibi netameli bir konu. Türkiye’de siyasi partilerle ilişkiler birey ve kurumsal ilişkiler zemininde zaman zaman farklı değerlendirmelere maruz kalıyor. Bireyin bir siyasi partiyle olan ilişkisiyle toplumu temsil eden ya da örgün yapılanmaların, örgütlenmelerin siyasetle ilişkisi birbirinden farklı olmalıdır.  

 

“KAFFED’in siyasi partilerle ilişkileri konusunda gerçekten kimliğini kabul ettirmeye yönelik çalışmalar yapacağız” 

 

Türkiye’deki siyaset örgütlenmesinin en temel sorunlarından bir tanesi, buna sol tandanslı, sol ideolojiye mensup siyasi partiler de dahil olmak üzere genellikle tekçidir. Yani etnisiteleri, etnik hakları görmezden gelen bir yapıyı daha çok benimserler. Evet, ‘Çerkes bizim kardeşimizdir, Çerkesler asli unsurdur, Çerkesler bu ülkenin harcıdır’ vb. ama oraya kadardır. Daha fazlası maalesef şimdiye kadar olmamıştır. Bu Çerkeslerin kimliğini inkâr etmeyen aktörlerde de maalesef çok ileriye taşınamamıştır. Bundan kastım şu, daha ziyade Türkiye’deki halkları kabullenen ve bu noktada bir perspektif koymayı kendine ilke edinmiş partilerde de Çerkesler her ne sebeple olursa olsun kendilerine yer bulamamışlardır.  

Burada partiler diyebilirler ki bu yapıların içerisinde Çerkesler yeterince iyi örgütlenmiyorlar. Ancak yine de Çerkeslere yaklaşımın çok kabullenici ve teşvik edici olduğunu söylemek mümkün değildir. Biz KAFFED’in siyasi partilerle ilişkileri konusunda gerçekten kimliğini kabul ettirmeye yönelik çalışmalar yapacağız. Bu kabul etmeyenlere küselim anlamına gelmiyor. Ama kimliğimizi kabul etmeyenlere kimliği kabul ettirmek anlamında çalışmalar yapmak gerekecektir. Ancak iş birliği farklı bir konudur. Bir konuda iş birliği yapmak icap ediyorsa tarafların birbirlerini karşılıklı olarak kabul etmesi gerekir. Öte taraftan eğer bir siyasi oluşum kimliğini kabul ettiği kişileri kendi yapısı içerisinde siyasete sokmayı ya da siyasi yapılanmasının içerisinde yer vermeyi kabul ederse, böyle partilerle bu manada ilişki kurulabilir.  

Öte taraftan bireyler bazında da meseleye böyle bakıyorum, kişi kendi kimliğini saklayarak, gizleyerek bir yapının içerisinde belirli bir noktaya geldiğinde, parlamentoya geldiğinde ne kadar “Çerkes parlamenter” oluyor. Bu oldukça tartışmalı. Dolayısıyla bu manada kendi kimliğiyle toplum önüne çıkan kişiler ya da Çerkes kimliğiyle bir adayı ön plana çıkaran bir siyasi partinin desteklenmesi gerekir. Ancak bizim programımızda da yazdığı gibi bunu bir siyasi partinin peşine takılmak şeklinde icra etmek doğru değildir. Her zaman ilkeler ve belli duruşlar korunmalı. Partinin yapısıyla federasyonun yapısı birbiriyle karıştırılmamalı, hemhal edilmemelidir diye düşünüyorum.  

 

“Toplum olarak şunu bellememiz gerekiyor ki biz ilkeler bazında siyasetle ilişki halinde olmalıyız” 

 

Tabanımızın siyasetle olan ilişkileri hep kırılgan olmuştur. Bu manada siyasi aktörlerle ilişki kurma konusu da hep kırılgan oldu. Dolayısıyla bundan sonrasında toplum olarak şunu bellememiz gerekiyor ki biz ilkeler bazında siyasetle ilişki halinde olmalıyız. Toplum siyasi örgütlenmelerin içerisinde yer almalı, kimliğini inkâr etmeden, kimliğini saklamadan olmalı bu ama sadece kimlik siyaseti yapmak için bir partinin içerisinde yer almak da kendine göre birtakım problemler taşıyacaktır. Çerkes bir siyasetçi yaşadığımız ülkenin demokratikleşmesi, insan hakları konusunda ilerlemesi, eğitim, adalet gibi konularını da tartışan, onlar üzerinde de bir perspektifi, vizyonu olan bir çalışma yürütmeli, yürütebilmeli. Bu noktada da kişiler bence siyasi partiler içerisinde yer almak konusunda yüreklendirilmelidir. Bu, federasyonumuzun siyasete bulaşması ya da alet olması şeklinde değerlendirilmemeli.  

Kongre çağrısına gelince, aslında genel kurulda da ifade ettiğimiz gibi, bizim geleneklerimizde, kadim kültürümüzde bir “sorun çözme ya da topluma istikamet verme” amaçlı XASE uygulamaları vardır. Adı kongre olur mu? Ya da başka bir şey mi olur? Meclis mi olur? Bu konu tartışılmalı ancak bu noktada bir özellikle “inisiyatif” anlamında birtakım eksikliklerin olduğu açıktır. Tartışmadan toplumlara dair bir şeyleri çözebilme ihtimalimiz yok. Bu genel durum Çerkesler için de Abazalar için de geçerlidir. Dolayısıyla elimizde öteden beri olan bazı kavramları ve yöntemleri, kurumları yeniden hayata geçirebilir miyiz diye bakmak gerek. Benim kanaatim zorlukları olmakla birlikte geçirebiliriz yönündedir. Öte taraftan eğer birileri velev ki kadınlar böyle bir çağrı yapar, tabanda da karşılık bulursa buna hiç kimse hayır dememeli, diyemez diye düşünüyorum. Ancak “kurum içinde olan veya olmayan” kadınların ne söyleyecekleri ve nasıl bir çağrı yapacaklarıdır aslolan. İçeriği veya çağrı yöntemini görmeden peşinen bir yargıda bulunmak istemem. 

  

-YG: Netameli konulardan bir diğeri Dünya Çerkes Birliği. Kalmık Yura başkanlığındaki, tarihi UNPO kararını aldırmış 1997’lerin DÇB’si; alınmış karara karşın etnik kimlik tanımlamasında keyfince konuşan Hauti başkanlığındaki 2020’lerin DÇB’si. DÇB’deki dönüşümün tarihi 2000’ler, yani Putin liderliği ile başlayan süreç. 

Programda yazılı olan; “DÇB konusunu toplumun enerjisini tüketen ve iç dinamikleri sarsan bir mesele olmaktan çıkarmak üzere gerekli tüm adımlar atılacak…” cümlesinden hareketle adımlar konusunda ipuçları almamız mümkün mü? Nasıl bir DÇB hayaliniz var? 

 

Diaspora merkezli bir başka yapılanma düşüncesini nasıl değerlendirirsiniz? 

-Evet, DÇB konusu bizim hem enerjimizi çok tüketen hem de zaman zaman toplum içerisinde kırılganlıklara sebep olan bir konu olmaya başladı. Sizin de sorunuzda söylediğiniz gibi DÇB, 1990’lı yılların başında kurulmuş ve 1997’de UNPO kararını aldırmış, kuruluş dönemlerinde Çerkes halkının geleceğine dair vizyon tesis etmiş bir kurumdan 2000’lerde Putin’le başlayan süreçte bugünkü görünümü ile büyük ölçüde devletleşmiş bir kurum oldu. Evet, biz DÇB’nin kurucu üyelerinden birisiyiz. Ancak geldiğimiz noktada etkinliğimizin ne kadar olduğuna dair birtakım şüpheler ve endişeler var. Dahası DÇB’nin süreç içerisinde geçirdiği birtakım değişiklikler, kanun değişiklikleriyle yenilenen yeni bir tüzükle ve yeni bir kurucular kuruluyla ya da üyelerle hayatına devam eden DÇB’yle ilgili, göz ardı edilemeyecek bazı iddialar var. Bu iddiaları herhangi bir ön koşul ya da herhangi bir ön kabul olmaksızın aydınlatmaya ve durumun detaylarını öğrenmeye çalışacağız ve sonuçta da biz hangi noktada duruyoruz? Buna ilişkin nasıl bir adım atmamız gerekir konusunu kurum içinde değerlendireceğiz. Ama meseleyi sadece bir iddianın ötesine taşımamız gerektiğini düşünüyorum. Bunlarla ilgili çalışmalarımız olacak. Öte taraftan gücümüzün yettiğince DÇB’nin kurumsal olarak 2000 yılından önceki duruma evrilebilmesinin imkânı varsa onları da araştıracağız ve çalışmalarının içerisinde olacağız. Ama bunun çok kolay bir süreç olmadığının da bilincindeyiz.  

Başka bir uluslararası kuruluş aslında yıllardır söylenen bir şeydir. Eğer bu halkın menfaatleri mevcut yapılarla karşılanamıyor ise ve daha iyisi tahayyül edilebiliyor, şartlar oluşturulabiliyorsa, daha verimli ve sonuç odaklı olacaksa pek tabii ki düşünülmeli, hayata geçirilmelidir. 

  

-YG: “Kuzey Kafkasya halkları”, program metninde dikkati çekiyor. Neden bu kullanım? Programda “KAFFED’i temel olarak Kuzey Kafkasya halklarının ve Türkiye’deki Kuzey Kafkas diasporasının kültürel ve siyasi haklarını koruma, genişletme ve geliştirme ekseninde faaliyet gösteren geniş-tabanlı bir sivil toplum hareketinin çatı örgütü olarak tanımlayabiliriz” yazılı. Bu tanımlamadan hareketle genişlemek, Kuzey Kafkas halklarının -Oset, Çeçen, Dağıstanlı, Abaza, İnguş, Karaçay-Balkar- örgütlenmelerini –derneklerini- davet etmek gibi bir hareket olacak mı? 

 

“Bu yapı kurulurken salt bir Adige Derneği Federasyonu olarak kurgulanmamış ve bu bizim icat ettiğimiz bir durum değil” 

 

Bildiğiniz gibi KAFFED Kuzey Kafkasya halklarının kurdukları derneklerinin bir çatı örgütüdür. Federasyonun içerisinde, Abaza dernekleri var, Adige dernekleri var, derneklerin içinde üyeleri bağlamında Çeçen, Oset gibi farklı unsurlar da var. Bu yapı kurulurken salt bir Adige Derneği Federasyonu olarak kurgulanmamış ve bu bizim icat ettiğimiz bir durum değil. Biz bu çatının ne kadar güçlü olursa o kadar topluma yararlı olacağını düşünüyoruz.  

Tabanı genişletmek dediğimiz konu hem zor bir konu hem de iyi düşünülmesi gereken bir konu. Kendi kırılganlıklarımızın üzerine çok aşırı yüklenmenin pratik bir yararının olmayacağını da göz ardı etmemek lazım. Zira kendi içimizde de birtakım tartışmaların olduğunu biliyorsunuz. Çerkes eşittir Adige denklemi üzerinden gerilen birtakım ipler var bu dönemde. Biz bu konuya yaklaşımımızın daha makul bir çerçevede olması gerektiğini söylüyoruz. Bizim üstümüzde bu konuda epeyce baskı oldu biliyorsunuz. ‘Çerkes Federasyonu’na dönüştüreceğinizi deklare etmediniz diye. Dolayısıyla yarar zarar ilişkisinde değerlendirme yapmak gerekir ilk olarak. Öte taraftan bu manada saydığınız örgütlerden aynı perspektife baktığımız örgütler var mı yok mu ona iyi bakmamız gerekiyor. Eğer bu anlamda KAFFED’in çalışma pratiği ya da örgütlülüğünün baktığı perspektife bakan kurumlar varsa ve federasyonlaşmaya isteklilerse bu konu karşılıklı olarak tartışılabilir. Ancak Karaçay veya Balkar Dernekleri ile aynı federasyon çatısında olmaktansa ilişkili olmanın her iki taraf açısından da daha yararlı olacağını kişisel bir kanaat olarak belirtebilirim. Öte yandan güçlü bir yapının bileşeni olmayı arzu eden yapılar varsa belki bunlar başvuruda bulunabilirler. Bu da bir yöntem olabilir ama nihayetinde bununla ilgili bir tartışma yapmış değiliz. Kendi adıma kurumun görüşü gibi bir beyanat vermekten bu noktada kaçınmak daha doğru olur diye düşünüyorum. 

  

-YG: KAFFED-Taban ilişkisinde Başkanlar Kuruluna özel bir önem atfedilmiş. Önerilen çalışma programda yer almış, bugüne kadar olan işleyiş nasıldı? Önerilenle farkı net anlayabilmek için… 

-Başkanlar Kurulu aslında KAFFED’in tabanıyla olan ilişkisindeki en önemli kurum. Zira KAFFED nihayetinde başkan, asil ve yedek üyeler dahil yirmi dokuz kişiden oluşan bir yapı. Bunun Türkiye’nin kırk farklı ilindeki Çerkeslerle ya da tabanla ilişki halinde olmasını beklemek çok doğru değil. Dolayısıyla bu noktada dernekler ve derneklerden gelecek olan bilgileri KAFFED’e taşıyacak olan ya da KAFFED’e aktaracak, yansıtacak olan Başkanlar Kurulu’dur.  

Doğrusu şimdiye kadarki işleyişte çok ciddi bir yanlışlık vardır diyemem ancak iyi çalıştığını ya da iyi çalıştırıldığını söylemek de çok mümkün değil. Bunun sadece KAFFED’ten kaynaklı olmayan birtakım arka planının da olduğunu biliyorum. Dolayısıyla önümüzdeki dönemde başkanlar kurulunu birlikte çalıştığımız bir organ olarak değerlendirip ve bunu da başkanlarımızla birlikte yaparsak eğer, tabana daha kolay ulaşabiliriz. Tabandan gelecek sesleri daha kolay ve hızlı duyabiliriz ve hızlı reaksiyon verebiliriz diye düşünüyoruz ancak yapısal olarak Başkanlar Kurulu’na tüzüğün tanımladığı çerçevede sadece bir ilişki halinde olabiliriz. Onun haricinde yeni bir kurgu düşünmüyoruz ama daha efektif çalıştırmayı hedefliyoruz. 

  

-BAG: ‘Sürdürülebilirlik’ son dönemlerde birçok başlık altında çok tartışılan bir kavram. Sizin programınızda da ekonomik sürdürülebilirlik konusuna ilişkin tespitler ve yapılacaklara dair açıklamalar yer almış. Bu nedenle ‘Değirmenin suyu nereden gelecek’ sorusunu süreç içinde değerlendirmenin daha doğru olduğunu düşündük. Yine de bundan sonrasında nasıl bir sistem tasarladığınızı biraz daha netleştirmek şu aşamada mümkün olur mu diye merak ettik. Global sistemin günümüzde geldiği aşamada sağlıklı ve temiz gıdaya erişimin gitgide zorlaşması ile çeşitli grupların inisiyatif geliştirerek kooperatifler çevresinde bir araya geldiklerini gözlemleyebiliyoruz. Mesela; bizim toplumumuz da benzer bir projeyi gerçekleştirebilir mi? Kooperatif, ekonomik sürdürülebilirlik araçlarından biri olarak tanımlanabilir mi? 

 

“Birkaç kişinin sırtında yürüyen dernek ya da birkaç grubun sırtında yürüyen federasyon doğru bir kurgu değil. Değirmenin suyu toplumdan gelmeli” 

 

 

-Sürdürülebilirlik bence şu andaki kavramlar içerisinde en önemlilerinden bir tanesi. Sadece ekonomik sürdürülebilirlik değil, insan kaynağını da sürdürülebilirlik, mücadelede sürdürülebilirlik… Bunların hepsi gün geçtikçe daha fazla ön plana çıkıyor. Şimdi kısa dönemli birtakım çözümler günü kurtarmaya yarayabilir. Ancak bu kurum için çok uygun ve çok verimli bir yöntem değil. Dolayısıyla kurumların gerek ekonomik olarak gerekse insan kaynağı olarak olması gereken noktaya evrilebilmesi için bir sistemin kurulmuş olması ve bu sistemlerin de olabildiğince geniş bir tabana yaslanması gerekir. Birkaç kişinin sırtında yürüyen dernek ya da birkaç grubun sırtında yürüyen federasyon doğru bir kurgu değil. Bunu değiştirmemiz lazım, bunu yapabilmek çok kolay değil, onu da biliyoruz. Çünkü bütün derneklerimiz aslında ekonomik sıkıntılar çekiyorlar. Bazı derneklerimiz, KAFFED aidatları sebebiyle kurumdan kopma noktasına gelmiş durumdalar. Dolayısıyla bunlara çok ciddi bir şekilde eğilmemiz, çalışmamız gerekiyor.  

Değirmenin suyu toplumdan gelmeli. Başka bir yerlerden geldiği zaman suyun sahibi bir süre sonra sizin gözünüzün içine bakmaya başlar, bunu doğru bulmuyoruz. O açıdan değirmenin suyunu toplum sağlarsa eğer daha rahat ve daha sivil olabiliriz.  

Sizin verdiğiniz örnekte mesela birtakım kooperatifler ekonomik sürdürülebilirlik açısından uygun modeller olarak düşünülebilir mi, evet düşünülebilir ancak bunu sadece düşüncede kalmaması gerekir diye düşünüyorum.  

  

Benim çağrım şu; toplumun içerisinden birtakım bireylerin bazı konularda bazı meselelerle ilgili getirdikleri önerilerin bir şekilde yapılanması gerekiyor. Yıllardır dernek yöneticiliği yaptığım dönemlerde ve federasyonun çalışmalarında gözlemlediğim şey şu. Toplumumuz büyük ölçüde edilgen; yani ‘birileri programlar yapsın ve toplumun derdine derman olsun’ beklentisi içerisindeler. Şöyle bir önerim var. “Bu konuyu ben çalıştım. Şu da çalıştığım konunun çıktısıdır. ‘Haydi, şimdi ne yapabiliriz?’ diyerek proje önerisiyle gelen insan sayısı bir elin parmağını maalesef geçmeyecek kadar azdır, süreci belki böyle yürütmek lazım. 

Birtakım projelere açık olduğumuzu açıklıkla ifade ediyorum. Dolayısıyla biz sadece proje yapan değil, birtakım projelerin de önünü açan bir yapı olmak durumundayız diye düşünüyorum. Söylediğiniz konularda, bu tarımsal girişimler noktasında da olabilir, kent içindeki ekonomik dayanışma noktasında da olabilir, pek çok model geliştirilebilir ama bu modeli geliştirecek olan güçlerin, bireylerin bir araya gelmesi ve bir grup oluşturması gerekiyor. Onların çalışmalarının desteklenmesi gerekiyor kesinlikle.  

Bu bir kooperatif olabilir mi? Olabilir. Olmaması için hiçbir sebep yok. Bunu yeter ki hedefleyelim. Bir tabir vardır “kervan yolda düzülür” diye. Kervanın bir yola çıkması lazım ki eksiklikleri aksaklıkları yolda giderilsin… 

  

-YG: Programın bütünü 2 yılda uygulanabilir mi? 2 yılı aşacağı öngörülen çalışmalar da var. 2 yıllık pratik ile yol alındığı ve iyiye gidiş gözlemlenirse yeniden adaylık söz konusu olabilir mi? En azından anlayışı devam ettirebilmek için bir çaba olur mu? 

-Bu programın ya da en azından bu görüş vizyonunun iki yılda bitme ihtimali yok tabii ki. Kurumlarda devamlılık esastır. Bu süreçte söylediklerimizin ne kadarını biz kotarabiliriz? Şu anda bir şey söyleyebilmek çok mümkün değil çünkü yeni bir grubuz, yeni bir yönetimiz. Hem kurumu daha iyi anlamaya çalışıyoruz hem kurumun çarklarını dinlemeye çalışıyoruz. Yapabildiklerimizin en iyisini yapmaya gayret edeceğiz. Çok fazla şey yapalım diye yola çıkıp bir sürü bitmemiş proje üretmektense hakkını vererek yapabileceğimiz birkaç projenin daha doğru olduğunu düşünüyorum. Bunlar içerisinde en fazla üzerinde durduğumuz, kurumsal yeniden yapılanma tüzük çalışması ve toplum içerisindeki iletişim kanallarının yeniden açılması gibi konular. Bunları yapmaya, yetiştirmeye gayret edeceğiz. 

 

“Uzak çemberlerden ve sadece seslenerek mücadele yürütmeye çalışan bir toplumun başarabilmesi mümkün değildir. Sahada olmadan toplumun doğru istikamete yönelmesini beklemek sadece temenniden ibaret kalır” 

 

Öte taraftan benim iki yıl sonra böyle bir niyetim şu aşamada yok ama zaman ne gösterir onu bilemiyorum, önemli olan grupların kadroların yetişmesi ve o kadroların toplum tarafından desteklenmesi. Bizdeki maalesef yanlış anlayışlardan bir tanesi şudur, sanki KAFFED başka bir yerin örgütlenmesiymiş gibi uzaktan seyrederek; “Hadi bakalım yapın da görelim… Şunu niye yapmadınız? Bunu niye etmediniz?” diyen yaklaşım… Uzak çemberlerden ve sadece seslenerek mücadele yürütmeye çalışan bir toplumun başarabilmesi mümkün değildir. Vakti olan vakti ile, fikri olan fikri ile, ekonomisi uygun olan mülkü ile, bilgisi birikimi olan bilgi ve birikimi ile bu toplumu desteklemek ve çalışmaların içinde olmak durumundadır. Bu noktada en büyük eleştirim ve çağrım aslında Çerkes aydınınadır. Sahada olmadan toplumun doğru istikamete yönelmesini beklemek sadece temenniden ibaret kalır. Bu herkesin her akşam veya her hafta derneklere gitmesi demek değildir. Fikri ve becerisi ile, bilgisi ile toplum için üretmeyi bir vazife olarak görmeyen, tartışmayan, zamanından, parasından, konfor alanından feragat etmeyen bir aydın bu halkın aydını mıdır emin değilim.  

Federasyonlar gibi geniş kurumlarda aynı istikamete bakmayan insanlar da bu kurumların içerisinde mücadele etmeli, kurumu kendine benzetmeye çalışmalı. Kurumun direksiyonuna birtakım gruplar geçmek için toplumla temas etmeye çalışmalı ama tırnak içinde söylüyorum sadece “kendisi gibi düşünen” kurumu yönettiğinde destek veren insan tipi ne bizim destekçim olsun ne de başkasının destekçisi olarak bizim önümüzü tıkasın. Doğru olan şey, bu mücadelede herkese ihtiyaç olduğunun bilinmesidir. Ben meseleye biraz da böyle bakıyorum.  

  

-BAG: Aslında konuşulacak çok şey var ama ben size KAFFED Başkanı Ümit Dinçer’in hayallerini sormak istiyorum. 

-Kişisel hayalim, talepkâr bireylerin yarattığı talepkâr bir örgüte dönüştürmek KAFFED’i. Giderek yok olmak tehdidiyle her gün daha fazla sınandığımız sürecin durdurulabilmesi, bunun yavaşlatılabilmesi, dilimizin, kültürümüzün, kimliğimizin daha güçlü bir şekilde temsil edilmesi, mücadelesinin daha güçlü ve efektif bir şekilde verilebilmesidir. Öte taraftan da yaşadığımız ülkelerde demokrasinin getirdiği “hak ve özgürlüklerin” hepsine sahip olan, sahip çıkan örgütlü bir toplumdur.  

Anavatanla olan ilişkilerimizin daha iyi bir noktaya evrilmesi hayallerimden bir tanesidir çünkü genellikle şu anda anavatandan çok iyi beslendiğimiz ya da bizim ana vatanı çok iyi desteklediğimizi söyleyebilir miyiz? Söyleyemeyiz. Bunların düzeldiği bir gelecek, hayal ediyorum. İnşallah bu günleri görme fırsatı buluruz. 

  

-Teşekkür ediyoruz, yolunuz açık olsun. 2022 Aralık ayı için, yani 1 yıl sonrası için şimdiden randevu talep ediyoruz… 

– Ben de bir yıl sonra sizinle inşallah yapabildiklerimiz konusunda ya da yapamadıklarımızı gözden geçirmek konusunda yeniden bir görüşme yapma fırsatımız olmasını isterim. Randevunuzu bu manada olumlu cevaplamış olayım. Teşekkür ederim. 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here