Bağımsızlık Demokrasi Özgürlük Eşitlik Birlik

Kasımda ‘gen (кlэн) oyunları’ Şuuurree…

 Yorucu ekimin yorgunluğu çabuk geçer, köyü sabahları ayazla karışık sis kaplardı bir süreliğine. 

Sisin ardından ufukta yükselen güneşin gülümseyen yüzü altın sarısına çalan yamaçlardan aşağı, köy meydanına sızardı usul usul… 

Artık sadece güney duldaların ısındığı sonbahar mevsiminde bir ahırın güneşi bol alan cephesinde buluştuğumuz güz günlerinde, çizilirdi ortaya yaklaşık 2 metre çapındaki daire… 

Ortaya dizilen renkli aşıklar bir pagan destanından fırlayan boncuklar gibi dikilirdi henüz kurumuş toprak zemine… 

Aşıklar genellikle soğan kabuklarıyla birlikte kaynatılır, bu sayede bazıları açık, bazıları koyu bordo renginde boyanıp hazırlanırdı. 

Çeşitli yerlerinden delinerek hazırlanan “wane”lere (eneke vuruş aşığı) kurşunlar dökülmüş, bunu beceremeyenler aşığın “çik” tarafına balmumu tıkamayla yetinmişti… Şahsen ben de balmumunu yeterli bulur, asıl oyuncunun ekstra bir ağırlığa gerek duymayacağına inanırdım… 

Yuvarlak çizgiden sorumlu “kaskusçu” devamlı surette çizgiyi netleştirmekle sorumluyken vuruşlar sonucu çizgi üstünde kalan aşıklar kaskusçu kardeşimizin cebinde hak bulurdu sevinçle… 

Sırasıyla ortadaki aşıkları daire dışına çıkarmak için atışlar yapılır… Her atıcının stili kritize edilerek, dikkatini dağıtmak suretiyle başarısız vuruş yapmaya zorlanırdı… 

Kimi aşığı tuttuğu gibi adeta burnundan nişan alır, kimi vuruşu yaptığı sırada arkaya tekme atardı… 

Öyle enteresan stiller vardı ki; onları taklit ederken gülmekten karnımıza ağrılar girer, kahkahalar tüm köyü çınlatırdı… 

Derken uzaktan bir süre bizleri seyreden köyün yaşlıları dayanamaz, “Şuuurree” diye dalarlardı ortadaki aşıkları kapmaya. Böylece oyuna dahil olurlardı aniden. 

Kim bilir, belki de bizimle çocukluk yıllarını yeniden yakalamak için dalarlardı aramıza çocukça… 

Kısalmış günün güneşi çabuk saklanırdı duldadan, donardı parmaklarımız “wane”leri sıkmaktan… 

Dönerken alacakaranlık akşamında evlerimize… 

Sayardık aşıklarımızı…  

Eğer kaybetmiş isek eğlendiğimize, kazanmış isek şansımıza sayardık. Zarar ziyan hesabında her zaman kârdaydık her kasım ayında… 

Yazarın Diğer Yazıları

Anlatılamayanları anlayıp, anlatmaya

Sorduğum sonu gelmez sorulara, yine kendimin cevap aradığı yıllarda başlamıştım. Babamın baştan savıcı, her seferinde “Evet” olan “Hee” kelimesine takıntılı sayılmazdım o zamanlar. Benimle neden konuşmadığını...

Yağız aygır

Tanrı’dan damlamış bir gözyaşı lekesi gibi duran Anadolu’nun bağrındaki beyaz bozkırın adıdır Uzunyayla… Gerçekten de uydudan bakıldığında İç Anadolu Bölgesi’nde Kayseri, Malatya, Sivas üçgeninin ortasında...

Çiy taneleri…

Tozlu bir yolculuğun sonunda eriştiğimiz bir “Ket ceug” idi Uzunyayla bozkırında... Gündüz gözüyle görseniz bu kârgir binanın içine insan girmez diye düşünebileceğiniz kadar eğrelti yapının,...

Sosyal Medyalarımız

4,890BeğenenlerBeğen
1,353TakipçilerTakip Et
4,000TakipçilerTakip Et

Son Yazılar

- Advertisement -spot_img