Bağımsızlık Demokrasi Özgürlük Eşitlik Birlik

“Oğullarımız boşuna ölmedi”

24 Şubat 1994 tarihinden beri Abhazya’nın Türkiye büyükelçiliğini (Türkiye Temsilcisi demek istemiyorum) yapan Vladimir Avidzba (Ayüzba) ile Abhazya zaferinin ve Avidzba’nın görevinin yirminci yılı anısına bir röportaj yapmak için buluştuğumuzda, ertesi gün Abhazya’ya gideceğini biliyordum ama Abhazya’ya gittiğinde istifa edeceğini bilmiyordum. O’na “Abziyala Vova” diyorum.

Röportaj: Serap Canbek

-Yirmi yıldır Türkiye’desiniz. Aynı zamanda Abhazya’nın bağımsızlığının da 20. yılı. Abhazya’yı bağımsızlığa taşıyan savaşa dair neler anlatabilirsiniz?

Abhazya’da yaşanan savaşı gazetelerden, televizyondan veya radyodan izlemedim. İlk günden son güne kadar neler olup bittiğini biliyor, gözümle görüyordum. Elime silah alıp cephede savaşmıyordum ama bana da düşen bir görev vardı. Savaşın ilk günleri Abhazya için çok zordu. Hiçbir şeyimiz yoktu. 14 Ağustos’ta savaş başladı, 15 Ağustos’ta tankımız oldu. Gürcülerden ganimet olarak almıştık. Biraz tamirat lazımdı. Tamirhaneye götüren çocuklar öylesine umutluydu ki tank tamir edildiğinde ertesi gün savaşı kazanacakmışız gibi düşünüyorlardı. Çünkü elimizde umuttan başka bir şey yoktu. İşgalciler bizimle alay ediyorlardı. “Bizde dünyanın silahı varken bu silahsız halk bize karşılık verebilir mi, niye teslim olmuyorlar?” diyorlardı.

Gürcü Başkomutan Georgi Karkaraşvili, Abhazya Televizyonu’nu işgal ettiklerinde televizyondan konuşma yapmış ve “Söyleyin cumhurbaşkanı Vladislav Ardzınba’ya hazırlansın, yarın öbür gün Gudauta’ya geleceğiz.” Askerler Gudauta’ya gelselerdi iş bitmişti ya da ben öyle düşünüyordum. Çünkü işgalciler acımasızdı. Soygun, vurma, yakma ne varsa her şeyi uyguluyorlardı. Sohum’a on kilometre uzaklıkta olan köyüm Yaşara’ya girdiklerinde ihtiyar, kadın ya da çocuk herkesi öldürmüşlerdi.

Amerika’da yaşayan Türkiye doğumlu bir Abaza genç ile karşılaşmıştım. Araba ile bir yere giderken polis,“Bu çocuk Gudauta’ya gidecek onu alabilir misin?” diye sordu. Çocuğu aldım. Biraz Türkçe biliyordum ve konuştuk. 18-19 yaşlarındaki o çocuk, Ciniya sülalesindendi. Türkiye’den Amerika’ya gitmiş, bir dükkan açmış ve para kazanmaya çalışıyordu. “Gürcülerin Abhazya’yı işgal ettiğini duyduğum zaman her şeyimi sattım, geldim” dedi. Annesi babası bile bilmiyordu geldiğini. Savaşı kazanacağımız konusunda umutsuz olduğumu söylediğimde “Hayır, biz kazanacağız ve annemle babamı da buraya getireceğim” dedi. Bu gencin inancı bana da umut vermişti.

Savaşın altıncı ayından sonra, kazanacağımıza hepimiz inanmıştık.  Çünkü işgalci güçlerin içindeki Gürcüler artık “Burası bizim vatanımız değil, bu toprağa sahip çıkmak için suçsuz insanları neden öldüreceğim?” diyordu.

""

Sonrasında Gürcistan başkanı ve ordusu Abazaca bilen Gürcüleri görevlendirdi, onlara silah verdi. Onlar, savaşçılardan daha beterdi. Kendilerini Abaza olarak tanıtan bu insanlar casusluk yapıyordu. Türkiye’den, Kabardey-Balkar’dan, Karaçay Çerkes’ten, Adıgey’den, Çeçenistan’dan bize yardım ettiler. Şehit de oldular. 3 bin Abaza genç de şehit oldu. Onlar inanarak öldü, biliyorum. Bir akrabamın dediği gibi, “Oğullarımız boşuna ölmedi.”

Amerikalı bir gazeteci, rahmetli Vladislav Ardzınba’ya “Siz çaydan, mısırdan, fasulyeden, üzümden başka bir şey üretmiyorsunuz. Bu tankları, topları, silahları nereden alıyorsunuz,Rusya mı veriyor?” diye sormuştu. Ardzınba, “Nereden aldığımız önemli değil. Siz Gürcistan’a verin, onların elinden almak bizim işimiz”demişti.

-Ardzınba oldukça genç yaşta hayata veda etti. Ona dair anlatmak istedikleriniz var mı?

-Vladislav Ardzınba hastalandığında Tiflis’e gitmeseydi, bugün sağ olarak bizimle beraber olurdu diye bir düşüncem var. Biliyorsunuz, Nester Lakoba’yı Tiflis’te Beria zehirledi, öldürdü.

Hastanedeyken onunla telefonla konuştuğumda söylediklerini anlamıyordum. Temiz konuşamıyordu. Erken ölümü hepimizi çok üzdü.

Ardzınba, Komite’ye Abhazya manzaralı bir fotoğraf hediye etmişti. Üzerinde şunlar yazılıydı: “Bu topraklar sizi bekliyor.”

Vladislav Ardzınba, Abhazya’nın tarihinde; savaşı kazanan, devleti kuran lider olarak kabul edilmiştir. Sergei Bagapş ise Abhazya’nın bağımsızlığını Rusya ve diğer birkaç devlete tanıtan başkandır.  Alexander Ankvab ise Abhazya’yı inşa eden başkandır.

Bağımsızlığın 20. yılı hem anavatanda hem de diasporada etkinliklerle kutlandı. Siz Abhazya’da mıydınız kutlamalar için?

Ben Abhazya’ya gitmedim. Türkiye’deki Abazalarla birlikte olmam daha önemliydi. Burada kalmam gerektiğini cumhurbaşkanı Ankvab’a ilettim. O da haklı buldu. 20. yıl kutlamaları tam bir milli bayram gibiydi. Düşünsenize yirmi yıl olmuş, dünya da Abhazya’nın bağımsızlığının şaka olmadığını zamanla anlayacak ve kabul edecek. Buna inanıyorum.

-Yirmi yıllık süreçte, Türkiye-Abhazya ilişkileri konusunda hangi noktalara gelindi? 

Türkiye ve Abhazya’nın ilişkileri buraya gelmemle başlamadı aslında. Bunun çok uzun bir geçmişi var. Taha Akyol’un yazdığı bir kitap okumuştum. O kitapta, 1560-70 senelerinde Abhazya’nın nüfusunun artmaya başladığından söz ediliyor. O zaman Abhazya’da valilik yapan kişi, İran Şah’ına müracaat ediyor. “Ne yapayım ben bu Abazaları? Nüfusları çok çoğalıyor, bizim için tehlike olur” diyor. İran Şahı emir veriyor, “Kellelerini kesin” diye. Şimdi düşünüyorum, o zaman (1555) Abhazya, Türkiye’ye (Osmanlı) bağlıydı. Niçin böyle kan çıktı bilmiyorum.

1541’de annesi Abaza olan Evliya Çelebi Abhazya’ya geldi. 1543’te tekrar geldi. Tophane’de 2-3 Abaza köyü vardı. Sonra bunların yarısı Suriye’ye gitti, yarısı Abhazya’ya döndü.

Osmanlıda yetişen, eğitim alan Abazaları kral olarak Abhazya’ya gönderiyordu padişah. Yani ilişkiler çok eski tarihlere dayanıyor. Ama bugün Türkiye bizi devlet olarak tanımıyor. Burada Amerika’nın politikası var, Gürcistan’ın da var, başka şeyler de var. Ama Türkiye halkı bizi seviyor, tanıyor.

Günün birinde Türkiye devleti de bizi tanıyacaktır. Bu çok iyi olur.

-Diasporadaki Abazaların anavatana dönüşü konusunda ne düşünüyorsunuz?

Bütün dünyadaki Abazaları bir araya toplayalım dersek Abazalar, 75’den fazla ülkede yaşıyorlar.  Bu Abazalar toplansalar, gelseler acaba Abhazya’nın buna gücü yeter mi? Evet, tabi ki yeter.

Abhazya’ya yerleşen Türkiye Abazalarının yaklaşık sayısı beş bin. Bu sayı çok az. Şimdi düşünün, Türkiye’de yaşayan bir milyon Abaza, anavatanına dönse ne olur?  Gürcüler bize saldırır mı?  Hayır, saldırmaz. Gürcüler de yaşamak istiyor.

-Abhazya’daki Abazalarla Türkiye’deki Abazaların arasındaki ilişki nasıl?

-Aslında iyi. Ama ana amacımız bir vatanda, bir toprakta yaşamak. Geri Dönüş Komitesi’nin yeni başkanıyla buradaki bütün Abaza köylerini gezdik. Başkan, “20-25aileye her sene ev, arsa, toprak vermeye hazırız, yeter ki gelin” dedi. Ama herkes Sohum’a gitmek istiyor, kimse köyleri istemiyor.

Benim dedem Guma’dan çıkıp Türkiye’ye gelmiş ama dedemin babası Türkiye’yi beğenmemiş. “Nehirlerden bal akıyor” gibi tanımlar nedeniyle gelmişlerdi buraya. Doğru olmadığını anladıklarında Abhazya’ya döndüler. Ama Guma’ya kabul edilmediler, çünkü toprakları satılmıştı. Demek istediğim şu: Onlar Abhazya’ya geri dönmeseydi ben de Türkiye’de doğabilirdim.

-Geleceğe bakarsak hayalinizde nasıl bir Abhazya var?

-Bu sorunun cevabı hem çok kolay hem de çok zor. Bugün ve gelecekte çok aydınlık olarak görüyorum Abhazya’nın durumunu. Abazalar artık bağımsızlığın tadını hissettiler, biliyorlar ve kolay kolay kimseye vermezler.

-Sovyetler Birliği’nin yıkılmasından ya da Yugoslavya’nın dağılmasından önce birileri bunların olacağını söylese, hayal kurduklarını düşünürdük herhalde. Bu bağlamda; gelecekte bir Abhaz – Adıge birlikteliği size hayal gibi mi gelir?

-Bir gerçek var. 4-5 bin yıl evvelki tarihte geçen ve gurur duyduğum bir gerçek. Adıgeler ve Abazalar konuşuyorlardı. Bu bağlantı bitmedi. Biz ata “A’çı” diyoruz, Adigeler “şı” diyor. Biz “abız” diyoruz, onlar “bzı” diyorlar, bu kelimeler kaybolmadı. Ama Adıge ve Abazaların birleşip bir devlet kuracaklarını düşünmüyorum. Bizim en yakın kan kardeşlerimizdir Adıgeler.

Alexander Ankvab’ın dediği gibi, “Çerkesler bizim kardeşlerimizdir, onlara zarar vermek çok büyük günahtır.”

-Şimdi Gürcistan’da yeni bir yönetim var. Bu yönetimin Rusya ile yakınlaşması planlarından söz ediliyor. Böyle bir gelişme Abhazya’yı nasıl etkiler?

-Gürcistan ile Rusya yakın olabilirler. Çünkü Gürcü halkının hiçbir suçu yok yaşadığımız olumsuzluklarda.  Bu, politikacıların işi. Gürcüleri Amerika çok ciddi bir şekilde sıkıştırıyor.

Böylesi bir durumun Abhazya açısından bir geri dönüş oluşturacağını düşünmüyorum. Gürcü gazeteciler birkaç defa somut olarak Putin’e “Ne zaman Abhazya’yı geri vereceksiniz?” diye sordu. Cevap hep aynıydı: “Abhazya konusu Rus halkının ve Duma’nın kararıdır, geri dönüşü yoktur.”

Ben tarihçiyim, Abhazya hiçbir zaman Gürcistan’ın ayrılmaz toprağı olmadı. Abhazya’nın 12 asırlık devlet olma tecrübesi var. Kafkasya’da Gürcistan yokken Abhazya’da devlet kurulmuştu.

-Soçi Kış Olimpiyat Oyunları ile ilgili kişisel fikriniz nedir?

-Açıkçası bu olimpiyatların Abhazya’ya yararı olacağını düşündüğümden, protesto edilmesine karşı çıkmıştım. Çünkü bize anlatılan şuydu: Olimpiyatta havaalanı açılacak, Abhazya otellerine konuklar gelecek, gemiler deniz kenarına yanaşacak. Ama bunların hiçbiri olmadı. Mesela yarın Abhazya’ya gideceğim ama Sohum’a Soçi üzerinden gitmem gerekiyor. Neden direk Sohum’a gidemiyor uçak? Bir saate ulaşabileceğim Sohum’a bir buçuk saatte gideceğim.

-Kabardeyler, Şapsığlar ya da Abzahlar ve diğerleri kendilerini Adıge olarak tanımlarken Abazalar neden kendini Abhaz olarak tanımlıyor? Doğru tanımlama nedir?

-Ben şahsi düşüncemi söyleyeyim. İlk önce ben Abazayım. Abhazya’da yaşayanlar da Abazadır. Bize Abhaz ismini Gürcüler taktı, Ruslar da öyle kullandı. Bana sorarsanız gerçek tanımlama Abaza olmalıdır. Ben Abazayım. Pasaportumda Abaza yazılsa daha mutlu olurum.

Bir şey daha söylemek isterim, bazen biriyle tanışırken “Ben Çerkesim” diyorum. “Çerkessin ama kimlerdensin?” diye bir soru gelirse, “Abazayım” diyorum. Çerkes ismini bize kim verdi? Bizanslılar verdi diyorlar. Nasıl oluyor da Karaçay Çerkes’te yaşayan Abazalar Çerkes oluyor ama biz Güney Kafkasya’da yaşayanlar Çerkes olmuyoruz? Bu aslında bilimsel bir problemdir. Ben gurur duyarak “Çerkesim” diyorum.

-Şüphesiz ki Türkiye’ye dair birçok anı biriktirdiniz. Aklınıza ilk hangisi gelir mesela? 

-Türkiye’ye geldiğim ilk yıl, Gürcü gazetecilerle Ankara’da görüşmüştük. “Bugün Abhazya’yı kontrol etmiyoruz ama yarın bunu yapacağız” gibi laflar ediyorlardı.  Abaza Özdemir Yismeyl, “Savaşı siz açtınız. Bu konuda haklı olup olmadığınıza tarih karar verecektir. Ama Abhazya’nın araştırma arşivini, müzeyi, üniversiteyi yaktınız, bunların ne suçu vardı?” diye sordu.

Ne cevap geldi biliyor musunuz? “O yerleri, dünyaya Gürcüleri rezil etmek için Abazaların kendileri yaktı.” Bu cevaba çok sinirlenmiş, “Ben gözlerimle gördüm, neden yalan söylüyorsunuz? Siz nasıl bir gazetecisiniz, taraf tutuyorsunuz” diye bağırmıştım. Gerçekten kendimi tutamamıştım. Görüşme bittiğinde avukat Rahmi Tuna “Sen bir diplomatsın, duygularına hakim olmalısın” demişti, ben de ona şaka yollu takılmıştım “O zaman Kabardey olmam lazım” diye.

Yakın bir geçmişte Gürcistan Konsolosluğu’ndan arayıp röportaj yapmak istediklerini söylediler. “Abhazya hakkında görüşmek istiyorsanız Kafkasya’da Abhazya Cumhuriyeti’nin cumhurbaşkanı var, gidin onunla görüşün” dedim.

-Jıneps okuyucularına bir mesajınız var mı?

-Abhazya’daki biliminsanı arkadaşlarım zaman zaman bana makaleler yolluyordu, ben de tercüme ediyordum. Jıneps’ten Zafer Süren bu çevirileri derliyordu. Yazılar Jıneps’te yayınlandığında, makale sahiplerine gazeteleri yolluyordum. Makaleleri Türkiye’de yayınlanıyor diye gurur duyuyorlardı. Jıneps’e ve Jıneps okurlarına candan sevgilerimi ve saygılarımı iletiyorum.

**

Vladimir Ayüzba

25 Haziran 1937 yılında Eşira’da doğdu. İlk ve orta eğitimini Eşira’da aldı. Daha Sonra Abhazya Devlet Üniversitesi Abhaz – Rus Dili ve Edebiyatı bölümünü bitirdi. Abhazya Komünist Parti’de çeşitli üst düzey görevlerde bulundu.

""

Abhazya’da yayın yapan ApsnyGapş Gazetesi’nde Redaktör olarak çalıştı. Abhazya Tarihi konusunda Doktor ünvanına sahip bulunan Sayın Ayüzba’nın yayınlanmış çok sayıda bilimsel makalesi bulunmaktadır.

24 Şubat 1994 de Abhazya 1. Devlet Başkanı VladislavArzınba’nın emriyle Abhazya’nın Türkiye Temsilcisi olarak görevlendirildi.

Sayı : 2014 02

Yayınlanma Tarihi: 2014-02-24 00:00:00

Önceki İçerik
Sonraki İçerik
Serap Canbek
Serap Canbek
İstanbul’da doğdu. Boğaziçi Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümündeki tahsilinin ardından sigorta sektöründe çalıştı. 2011 yılından beri Jıneps gazetesinde yayın kurulu üyesidir.

Yazarın Diğer Yazıları

Yeryüzünde güçlü izler bırakan kadın: Şamirze Ludmila

Avrupa Parlamentosu’nun Strazburg’daki binasının önüne 1994 yılında dikilen ve Avrupa Birliği’ni sembolize eden heykeli yapan sanatçı Ludmila Tcherina’nın babasının Çerkes olduğunu tesadüfen öğrenip de...

Sürdürülebilir kültürel miras

Sürdürülebilir kültürel miras Çocuklar, bir halkın kimliğini ve kültürünü yansıtan anadilleriyle kimlik kazanır ve sosyalleşir. “10 sene sonra bulamayacağımızı düşündüğümüz Adıgabze çocuk seslerini kayıt altına...

Savaşa dair iki film

Abhazya Savaşı’nın 30. yılında, Gürcistanlı yönetmen ve senaryo yazarı Nana Janelidze’nin “Devam Et Lisa” ve Tiflis’te yaşayan Abaza yönetmen Anna Dziapşipa’nın “Sınır Çizgisinde Otoportre”...

Sosyal Medyalarımız

4,890BeğenenlerBeğen
1,353TakipçilerTakip Et
4,000TakipçilerTakip Et

Son Yazılar

- Advertisement -spot_img