Kuzey Kafkasya Trajedisi*

0
247

Kuzey Kafkasya Trajedisi, Ahmet Canbek’in Kafkasya üzerine yaptığı bir çalışmasının adı. 1903’de Nalçik’te doğan Canbek, 1920’de Polonya’ya yerleşir. Adıge, Rus, Leh, Türk, İngiliz dillerini öğrenir.

Biliniyor; tarihte Kafkasya, Nart mitolojileriyle, ateşin çalınması öyküsüyle Kaf dağına sürgün edilen tanrıların buluştuğu yer olmasıyla ünlü! Büyülü, gizemli, efsunlu bir coğrafya! Antik edebiyatçılara, klasik edebiyatların önemli yazarlarına, gezgincilere, deniz ticareti yapan Venedik, Ceneviz, Yunan tüccarlarına, krallara, beylere, pek çok kimseye, pek çok alana ilham vermiş bu coğrafya. Tarihin en eski dönemlerinden günümüze insanlığın ilgi odağı olmuş. Doğudan batıya, batıdan doğuya kavimlerin geçtiği kapı… Diller, dinler, halklar coğrafyası. Antik çağlarda pek çok filozof Kafkasya için; “Dili arıyorsan Persefone’de arama, Kafkasya’nın derin vadilerinde ve dağlarında ara” demişlerdi.

Ahmet Canbek, böylesine zengin ve ilginç coğrafyaya ait insanların trajedisini, Kuzey Kafkasya Trajedisi diye nitelendirdiği kitabın hacmi küçük, içeriği büyük! Kafkasya tarihini, Kafkas- Rus savaşlarının bölgeyi yakıp, yıktığı süreçlerle; kırımları, kıyımı, sürgünü işlemiş. Kafkasya, konumu itibarıyla hem dünyada hem de bölgesinde stratejik öneme sahip. Kitapta, Kafkasya’nın stratejik önemi için ‘sunum’ bölümünde: “Kafkasya’nın Rusya için taşıdığı stratejik önem Fadayev tarafından açıklıkla ifade edilmiştir. Karadeniz ve Hazar Denizi arasındaki bölge, Rusya’nın bütün Müslüman Asya ile yakın temasını sağlar. Rusya, Kafkas yarımadasından gereken her yere ulaşabilir. Rusya için Kafkas yarımadası, Rus kıyısını Asya kıyısının kalbine bağlayan bir köprü, orta Asya’yı düşman tesirinden koruyan bir duvar. Karadeniz ve Hazar Denizlerini muhafaza eden bir ileri tabyadır. Bu memleketin işgali, devletin en belli başlı görevini teşkil eder.”

Kafkasyalılar, Kafkas-Rus savaşları döneminde silah gücünün azlığına karşın, dönemin dev gücü olan Rus Çarlığının en üstün silahlarına karşı, yüzlerce yıl direnmişlerdi. Dönemin sömürgeci devleti Çarlık İmparatorluğu, Kafkasya’nın gelişmekte olan taze güçlerini, ticari ilişkilerini, insanının verimli çabasını, Kafkas uygarlığına giden birikimlerin önüne dayattığı işgal ve savaş politikalarıyla engel olmuştu. Ahmet Canbek, Kuzey Kafkasya Trajedisi adlı çalışmasında: “Kuzey Kafkasya’da tarihin hatırlayamadığı zamanlardan beri Adıgeler oturuyordu. Klasik devirleri araştıranlarca Zih, Cik, Abey, Kerket, Kasog vb. isimler verilen Adıgeler çok eski zamanlardan itibaren Karadeniz ve Azak sahillerinde yerleşik halde, kuzeyde Don Nehri’ne, doğuda ise evvela Alan, sonra Hazar memleketlerine, nihayet Rusların ortaya çıkışından biraz evvel ise Hazar Deniz’ine dek uzanıyordu. Zih Adıgeler, Pontuslu Mitridat’ın devletini oluşturan 20 kabileden biriydiler. Eski tarihçiler, MÖ. 120’de Mitridat’ın ilk kez Kuzey Kafkasya’ya sefere çıktığında, bölgenin dağlık olması sebebiyle, Zih ülkesinde büyük zorluklarla karşılaştığını yazarlar” demektedir.

Tarihte o dönemleri anlatan pek çok antik edebiyat el yazmacısı, bu sefere çıkan Mitridat için ‘yanında 120’den daha fazla tercüman götürmüştür’ diye belirleme yapmıştır. Daha o zamanlar Kafkasya’da yüzden fazla dil konuşuluyordu. Günümüzde bu dillerden kırktan fazlası yazılı hale dönüştürülmüştür. Diğer diller ise hala sözlü olarak varlıklarını sürdürüyorlar. Kafkasya’da konuşulan bu dillerden pek çoğu gelecek yıllarda ölü diller arasına girmekle karşı karşıyadır. 15. yüzyılda bölgeyi gezen pek çok kişi vardı. Venedikli gezginler de bunlar arasındaydı. Ahmet Canbek, Venedik gezgincilerinden biri olan Cenovalı Georgi İnteriano’nun Kafkasya’ya yaptığı seyahatlerde Adıgelerin Zih olduklarını aktarıyor: “Yunan ve Latin halk dillerinde bunlara Zih, Tatar ve Osmanlı’da ise Çerkes, kendi lisanlarında ise Adıge denilmektedir. Onlar, Asya’da Don nehrinden başlayarak bütün deniz sahiline yayılmışlardır. Karadan ise İskitlerle sınırları bulunmaktadır.”

İnteriano, Moğolların saldırı ve katliamlarına karşın, Adıgeleri yurtlarından çıkaramadıklarını yazmaktadır. Moğol Altınordu devletinin parçalanmasından sonra Ruslar, Adıgelerin topraklarına girdiler. Tarihi Kafkas-Rus savaşları ve Kafkas trajedisi bu dönemlerden başlayarak 19. yüzyıla dek sürdü. 18. yüzyılda Kırım Sarayında Fransız konsolosu Peysonel’in yazdıklarına göre, Kırım sahilleri ile Taman Limanı Çerkeslerin hâkimiyeti altındaydı. Osmanlı-Rus çıkar çatışmasıyla oluşan ilişkiler sonucu, her iki sömürgeci devletin Çerkesleri kendi aralarında ezmesine neden olmuştu. Bu süreç Osmanlı-Rus savaşları dönemini başlatmıştı.

Sonunda Osmanlılarla Ruslar aralarında anlaşmış, Rusya, Kafkasyalıları kendi “tebası” saymıştı. Osmanlı-Rusya anlaşmasıyla Kırım ise ‘müstakil’ görülmüştü. Adıgeler ise kendilerinden habersiz olarak Osmanlı-Rusya anlaşmasıyla Rusya’ya teslim edilmişti. Adıgeler bu anlaşmayı tanımadı, savaşı sürdürdüler. Kuban bölgesindeki Adıge toprakları, devam eden savaşlarla boşaltıldı. Kazaklar buralara yerleştirildi. Rus-Çerkes savaşları durmadı. 1864’de Kafkasya toprakları tümden boşaltıldı. Bir Adıge (Kabardey) olan Ahmet Canbek, Kuzey Kafkasya Trajedisi adlı çalışmasında, Adıgelerin yaşadıklarını ele alırken, okuyucuya önemli bilgiler vermektedir.

* Kuzey Kafkasya Trajedisi, Ahmet Canbek. Sadeleştiren; Nurcan Aydemir Turan. Kaf Yay., İst.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz