‘Saldıranların en önünde doludizgin, nereye gittiğini bilmese de kendisi, şanı büyük Kızbeç’

0
327

Han-Girey’in metninde söylenmeden bırakılanın bir yansıması olarak Kızbeç Şeretluko 

Bu makalenin adında Han-Girey’in “Besleney Abat” adlı eserinden bir alıntı kullanılmıştır. O satırlar, 1830 yılında G.V. Novitskiy’e casusluk misyonunda yardım eden ve bunun sonucunda vatanını terk etmek ve çarlık ordularının kontrolü altındaki Kuban sahiline yerleşmek zorunda kalan bir Şapsığ soylusuna adanmıştır (Novitskiy, 1832, л. 4–4 об). Anlaşılan bu sarkastik pasajın adresi, Çerkesya’nın en önde gelen askeri önderlerinden biri olan Şeretluko Kızbeç’tir.  

1. Han-Girey’in bir dizi biyografik çalışmasının ve asıl eserinin (“Çerkesya’ya dair Notlar”) bariz bir karakteristiği, bir şeyleri sonuna kadar söylememesidir. Bu makalenin yazarı, bu hususiyete ilk dikkat çeken kişi değildir. Han-Girey’in entelektüel mirası üzerinde çalışan tanınmış uzman M.N. Gubjokov şöyle yazıyor: “Tanıdığımız esas kahramanların her üçü de feodal Çerkesya’nın en yüksek zümresinden, büyük siyasi figürlerdir. Her birisiyle Han-Girey ya yakından tanışıyor, ya da akrabalık bağlarıyla bağlıdır: Muhammed-Girey yazarın babası, Pşekuy Ahecakov damadı (Han-Girey’in kızkardeşiyle evli) idi, Besleney Abat’la kader onu uzun süreliğine Petersburg’da bir araya getirmişti. Ayrıca, tüm bu üç hayat hikâyesi Han-Girey’in, Adigelerin Rusya’ya dahil olmasının kaçınılmazlığına dair genel düşüncesine uygun düşüyordu. Biyografik tasvirlerin dahili mesajı, kardeş kavgası ve sosyal ihtilaf koşullarında, geleneksel elitlerin siyasi egoizmi aşma ve sosyal ilişkileri, halkın iyiliği ve gelişmesi yararına normalleştirme yeteneğinin olmamasıydı. <…>

Kızbeç Şeretluko

Doğal olarak Han-Girey’in bu düşüncelerini paylaşmayan tarihi personajlar (mesela Kızılbeç Şeretlukov), ya onun portre galerisinde yer almaya layık görülmedi, ya da, tasvirlerin “ideolojik olarak ılımlı” esas kahramanlarının (Gubjokov,2009, s. 304) icraatının açılım yaptığı arka planın figüranları olarak adları geçti. 

Han-Girey’in Çerkes sahası fikri, birçok bakımdan belli başlı Kafkasya uzmanı Rus bilim adamlarınca, özellikle S. Bronevskiy (Bronevskiy, 1823) tarafından çizilmiş klişeleri izliyordu. Bu fikirler ve klişeler manzumesi, Avrupa (Rusya) toplumu ve insanının antitezi olarak Kuzey Kafkasya toplumu ve insanının genelleştirilmiş bir tasvirini çiziyor ve aynı zamanda savaşı ve ilhakı haklı çıkaracak ideolojik ve psikolojik gerekçeler yaratıyordu. 

Edward Said’in “Doğu”su (2006) veya Larry Wolff’un (2003) “Doğu Avrupa”sı gibi, Han-Girey’in Çerkesya’sı da, medenileşmiş Rusya’nın kendi tasvirinin kurulması sürecinde diğerini temsil eden olarak rol alıyor. Bu diskur çerçevesinde “medeniyet-barbarlık” karşıtlığı kuruluyor. Aynı şekilde “kapının önündeki barbarla” (sadece Çerkeslerle değil, arkalarında duran Türkiye ile de) zorunlu bir arada yaşama motivi de net olarak dile getiriliyor.  

Ünlü Çerkes siyasi lideri ve Türkiye’deki tam yetkili elçisi Seferbey Zan, Han-Girey’in metninde es geçilen en büyük figürdür. O kadar tanınmış bu ismi hiç telaffuz etmemek olmazdı, ama onun bunu yapış şekli, anlamak için hiçbir ipucu vermiyor: “Bu prens sülalelerinden (metinde sözü edilen –S.H.) birincisinin son üyesi Seferbey, Anapa kalesi zapt edildiğinde esir edilmişti” (Sultan Han-Girey, 2009, s. 165). Dolayısıyla yazar, kitabının Seferbey hakkında zaten ciddi boyutta enformasyona sahip olanlar için bir rapor olduğu noktasından hareket ediyordu. 

Şimdi, K. Şeretlukov’un nasıl ve hangi çizgilerle yansıtıldığına bakalım. Birincisi, akıllı değildir: “Hiçbir zaman ne akıllı biri, ne de cemiyet adamı olarak saygı görmedi” (Sultan Han-Girey, 2009, s. 502). İkincisi, “kaba yöntemleriyle” tanınmış, yaşlılığına kadar “eski kafalı kaba bir Şapsığ” olarak kalmış; bir kez daha “cüretkâr ve kaba yöntemler”. Ama her şeye rağmen, gene de “cesaretiyle temayüz ettiği” ve “Şapsığlar üzerinde şaşılacak bir nüfuzu olduğu” itiraf ediliyor. 

Han-Girey bir Adige lideri olarak Kızbeç’i itibarsızlaştırıyor ve onu yalnızca izole bir Şapsığ lideri olarak takdim etmekle kalmıyor, bir de halk düşmanı olduğunu söylüyor: “Söz dinlemeyen halkın küstahlığına içerleyen Şapsığ soyluları, bir gün Kızılbek’i sıradan insanlarla (tfekotlerle) dostluk ettiği için kınadılar. Onlara şöyle cevap verdi: “Hepinizin intikamını alacağım onlardan: Onları Ruslara götüreceğim ve orada yüzlercesi öldürülecek!” (Sultan Han-Girey, 2009, s. 404). 

Kızbeç metinde, B. Abat’ın kişisel hikâyesinde ikinci dereceden bir karakter olarak, sanki tamamen tesadüfen boy gösteriyor. Güya ne olup bittiğinden habersizmiş gibi, toplantıdan (haini cezalandırma kararı alan) ayrılıp Besleneyev’i cezalandırmak isteyenlerle birlikte at koşturuyordu. Sonra, durumun farkına varınca Kızbeç, Abatov kampına yapılan hücumu durdurdu: “Böyle garip ve inanılmaz bir olay ancak bu muhteşem insanın başına gelebilir, okuyucuyu onunla tanıştırmak istiyoruz, çünkü kişiliğinin birçok yönü bize ilginç görünüyor” (Sultan Han-Girey, 2009, s. 502). Açıktır ki, Kızbeç’in Abatov ailesinin etrafında, tüm toplumun gözü önünde cereyan eden durumu ayrıntılarıyla bilmemesi söz konusu olamazdı. Yazarın en tanınmış Adige savaşçısı ve önderine dair birkaç satır yazmak için bu numaraya ihtiyacı vardı. Han-Girey onun seçilmiş bir askeri lider olduğunu göz ardı ediyor ama onu, “Yaşlılığın bile onu en sevdiği işten, savaş ve akıncılıktan uzak tutamadığı” cesur bir dağlı olarak sunuyor (Sultan Han-Girey, 2009, s. 503). 

Kaynaklarda defalarca, Kızbeç’in sadece Şapsığlara değil, Şapsığ, Natuhay ve Abazehlerden müteşekkil milislere de kumanda ettiğine işaret ediliyor (Tomkeyev, 1898, s. 169-170; Golitsın, 2004, s. 269, 271). Sadece o da değil. Kendisine aynı Besleney Abat da (Tomkeyev, 1898, s. 175) yardımcı oluyordu, aynı adı taşıyan çalışmanın yazarı onun bağımsız Çerkesya taraftarı askeri liderliğinden tek kelimeyle dahi söz etmiyor. 

1837 Temmuz’unda General A.A. Velyaminov Çerkesya’ya, sağ kanada özel bir görevle gönderilen Han-Girey’e Kızbeç’le görüşmesini tavsiye ediyordu: “Şapsığlar arasında en yetkili olan soylular Şeretluh -Tuguzoho-Kazbek, Nemiro-Hatlabeho-Şagangiriy…) (Gordin, 2000, s. 182). 

K.Ş., 1810-1839 yılları arasında 30 yıllık bir dönem boyunca askeri harekâtları yönetti. J. Longworth, Kızbeç’le karşılaşmasını şöyle anlatıyor: “Ateşlenen tabancalar, önemli bir konuğun gelişini haber veriyordu ve kalabalıkta tüm hazırunun tekrarladığı “Guz-beg! Guz-beg!” nidalarıyla hayranlık fısıltıları dalgalandı. Çerkeslerin zihnindeki bu tek heceli kahramanlık ifadelerini tam olarak kavrayabilmemiz için, daha savaşçı ve daha maceralı zamanlara, Gi de Warwick, Wallace veya Roland’ın popüler idol olduğu zamanlara geri dönmemiz gerekirdi. Aksi halde, onların bu coşkusunu nasıl yargılayabilir veya ismi böyle bir hayranlık yaratan kişiyi nasıl değerlendirebiliriz?” (Longworth, 2002, s. 312-313). 

Kızbeç’in yaşamı ve icraatı, halkının tarihindeki birbirine bağlı iki dönemsel gelişme ile ilgilidir: 1) Köylü kitlelerinin serbest kalması ve yeni bir devlet sistemi (geleneksel feodal sistemin yerine) kurulmasıyla sonuçlanan geniş bir sosyal transformasyon; 2) Literatürde Kafkas savaşı olarak bilinen uzun bir ulusal bağımsızlık mücadelesi.  

Feodal elitin birçok üyesi eşitlik fikrini destekliyordu ve sınıfsal imtiyazlarından vazgeçmeye hazırdı. Mesela, Kabardey prensi Adil-Girey Atajukin 1799 yılında, Fransa’da kabul edilen eşitliği siyasi bir standart haline getirmişti: “Eğer Fransa’da varsa, neden bizde de olmasın?” (Kajarov, 1992, s. 92). Çerkesya’nın batı bölgelerinde sosyal ihtilaf keskin bir karakter almıştı ve zirve noktası 1796 yılında Bziyuk Savaşı oldu. Birçok Şapsığ soylusundan farklı olarak (Şeretlukov’lar, Abatov’lar vb.) Kızbeç kendi soy kibrini aşabilmiş ve yenilenmiş bir Adige toplumunda herkesle eşit olmayı kabul edebilmişti. Burada, Sultan-Ali Şeretluko’nun kendine tabi insanlarla 1799 yılında Rusya sınırları içine göç ettiğini, bu grubun daha sonra Griveno-Çerkesskiy stanitsasına dönüşen bir köy kurduklarını hatırlamak lazım (Çemso, 2002, s. 17-19). 

Büyük Rusya askeri tarihçisi Vasiliy Potto, bu Çerkes kahramanının askeri yeteneklerini ve fedakârlığını hakkıyla teslim etmiştir: 

“Bu, en iyi müfreze liderlerinden biriydi. Şapsığ asıllı olup, tanınmış Şeretlukov’lar sülalesine mensuptu ve Karadeniz vilayeti karşısındaki halklar arasındaki itibarı Cembulat Bolotokov’un Temirgoylar arasındaki itibarına denkti. Bu ikisi, iki şövalye, Çerkes akıncılığının en iyi iki temsilcisi, olağanüstü ve müstesna şahsiyetlerdi. Daha delikanlılığında Kazbiç, sert karakterinin yanında şaşırtıcı korkusuzluğuyla da temayüz etmişti <…> Dış görünüşü: muazzam boyu, pehlivan gücü, güçlü sesi ve cüretkâr tavırları, sanki savaşı meslek edinmiş bir halkı yönetmek için verilmiş hasletlerdi. <…> Söylence onun etrafında mistik, destansı bir koza örmüştü (Potto, 1904, s. 359). 

Görüldüğü gibi es geçme ve açıkça çarpıtıcı yaklaşım, Han-Girey’in Çerkes sosyo-politik sisteminin bütünlüğünü ve bu sistemin, gelişimin devlet kurma fazına geçme potansiyelini gösterebilecek her şeyin üstünü örtmesini mümkün kılmıştı. 

Han-Girey

Şimdi, Besleney ve Temirgoy örneğinde aristokratik mülklerin tasvirinin hangi sırayla yapıldığına bakalım. Birincisi, etnik ve siyasi sınırlar yoktur (sanki yazar bize bunun o kadar da önemli olmadığını söylemektedir, çünkü Çarlık Hükümeti bunları tanımamaktadır ve ülkenin kesin olarak itaat altına alınmasından sonra kaçınılmaz olarak ilga edilecektir). Buna karşılık, feodal keyfilik ve savaş olmaksızın düzenli bir hayat sürme kabiliyetine sahip olunmadığına işaret eden bir sürü tanım ve etiket sokuşturulmaktadır. 

Besleneylerin, Kabardeylerin Kuzey Kafkasya’da yaptığı tüm “talanlara” katıldıkları bildiriliyor. Satır aralarını şöyle okuyoruz: onlar talan etmişlerdi, şimdi de kendileri talan ediliyor veya “talan edileni talan et”. Komşu kabileler Besleneylere düşmandırlar, zaten kendileri de “kardeş kavgalarıyla birbirlerini yiyorlardı”. Burada yazar “felaketlerin” seviyesiyle prenslik mülkleri ve prens sayısıyla doğrudan bağlantı kuruyor. Lakin Besleneylerin maruz kaldığı bir felaket örneği sunmuyor. Bir nesil içerisinde yaklaşık 50 prensin var olabildiği Kabardey’de XVIII. yüzyıl boyunca hepi topu iki siyasi gruplaşma vardı (Baksan ve Kaşkatav). Bunların ayrılması o kadar da kötü olmazdı. Prensliği kimin yönettiğine (Aytek Kanokov) ve prensliğin diğer Çerkesya prensleriyle ve Rus idaresiyle ne tür ilişkiye sahip olduğuna dair tek kelime edilmiyor. Besleneyler bazen Temirgoylar ve Abazehlerle ittifak içinde oluyorlar, “bazen aralarında husumet oluyor” (örnek verilmiyor) (Sultan Han-Girey, 2009, s. 146-147). 

Yazar, anlaşılır bir şekilde, barışçı Çerkes A. Kanokov’un Laba’daki köyünün Kasım 1833 tarihinde köy halkı kısmen katledilerek, tamamen yok edilmesi meselesinin etrafından dolanıyor (AKAK, 1881, c. 737). 

Temirgoy mülkünde yazar güçlü bir siyasi figür olan, sert önlemlerle “dahili düzensizliğe son veren” Prens Bezruk’u öne çıkarıyor. Küçük hırsızlıklar bile sona eriyor. Bu pasaj, otoriter yöneticilerin iktidarındaki düzeni ve yüksek disiplini akla getiriyor [mesela Vlad Tsepeş (kazıklı Voyvoda ç.n.) dönemindeki Eflak]. Tüm bunlara rağmen yazar bu prense “insanlığın ve namusun reddettiği” “korkunç suçlar”, “barbarca davranışlar” atfediyor. Sonuçta bu büyük hükümran, “bu hayırsever insanın katline karşılık hak ettikleri cezayı almayan Abazehler tarafından öldürüldü” (Sultan Han-Girey, 2009, s. 151).  

“Cinayetin” ayrıntıları, kitabın esas ve neredeyse yegane okuyucuları tarafından gayet iyi biliniyordu: I. Nikolay ve jandarma şefi A.H. Benkendorf ile, Kafkas hattı kumandanı General A.A. Velyaminov. 

Kitabın burası birçok diğer yerler gibi, kitabın geniş bir okuyucuyu için yazılmadığı gibi, basılmayı da hedeflemediğini gösteriyor. 19 Ekim 1807 tarihinde Bezruk, Temirgoylar ve Nogaylardan müteşekkil bir milis gücüyle Albay Yeremeyev’in Rus müfrezesinin yanında yer almıştı. Prens, bir aldatma manevrasıyla geri çekilerek saldıranları kendi piyadelerinin üzerine çeken Abazahlere karşı yapılan süvari hücumuna kumanda ediyordu. Sonuçta bir kurşun yağmuruna yakalanan prens ve birçok savaşçısı öldü (Korolenko, 1874, “savaşta savaş kuralları geçerli olur” dedikleri gibi). Han-Girey’e göre, Abazehlerin neden cezalandırılması gerektiği anlaşılamadı. 

Bu çatışma, Bziyuk’tan sonra sınıf savaşı olarak değerlendirilebilecek ikinci çatışmaydı. Bir anlamda öyleydi de. Ama bu daha büyük ölçüde iki siyasi kampın çatışmasıydı: Fiili bağımsızlık taraftarları (sultanın uzak ve zayıf himayesi altında) ile, aslında yaptıkları seçimin sonuçlarının muhasebesini yapmayan, Rus çarına tabiyet taraftarları arasında. Herhalde bunlar kendi mülklerindeki iktidarlarını muhafaza etme kaygısıyla kısa vadeli perspektiften hareket ediyorlardı. Böylelikle, iki büyük prens, Bjeduğ Batçeriy Hacumukov (29.06.1796 tarihinde Şapsığlarla yapılan çarpışmada öldü) ve Temirgoy Bezruk Bolotokov seçimi kendi mülklerini eski haliyle muhafaza etme yönünde kullandılar ve her ikisi de Rus kumandanlığı tarafından “barışçı Çerkeslerin” milis kumandanı olarak kullanıldılar. 

Temirgoy tasvir edilirken feodal düşmanlık motivi yeniden ortaya çıkıyor: “Kardeş kavgası, Çerkes kabilelerini felç eden bir halklar celladıdır”. Öyle de olsa, kaynaklarda bir iç savaş veya Bezruk’un ardılları arasında kanlı bir ihtilafa dair tek söz yok. “Onların bir tarafı ve halkın çoğunluğu ezelden beri Rusya’ya bağlılık gösteriyordu, diğer bir kısmı ise Bayzrok’un katilleri olan Abazehlerden utanç verici şekilde yardım istiyor ve halkını perişan ediyordu”. Tekrar katiller ifadesi geliyor, sanki prensi sırtından vurdular veya kalleşçe boğdular. 

Temirgoylerin ortak Adige direnişine katılımlarına dair Han-Girey hiçbir bilgi vermiyor. Gerçeklik tamamen başka idi. Mesela, 4 Şubat 1824 tarihinde Albay Y.P. Katsırev’in müfrezesi Mişhion adlı Temirgoy köyüne baskın yaptı ve “içinde taş taş üstüne bırakmadı” (Potto, 1888, s. 488). 19 Mayıs 1828 tarihinde Kafkas hattı kuvvetleri kumandanı süvari generali G.A. Emmanuel’in müfrezesi, uzun ve çok kanlı bir çarpışmadan sonra Temirgoy prensi Heaoley Bolotokov’un köyünü yakıyor (Potto, 1891, s. 350).  

1. Potto, Emmanuel’e bağlı kuvvetlerin Temirgoyları askeri olarak yenemediklerine işaret ediyor. Birkaç defa saldırılar durduruldu, birlikler geri çekildi ve kumandan harekâtı durdurmak zorunda kaldı. Daha sonra A.F. Paskeyeviç çara yazdığı raporda Emmanuel’in harekâtına olumsuz not verdi.

Kitabın bittiği yıl (1836) Temirgoy’un büyük prensi Cambulat kalleşçe öldürüldü ve çok muhtemeldir ki, bu iş, Tuğgeneral G.H. Zass’ın doğrudan talimatıyla yapıldı. “Notlar…” metninde prens henüz sağdır: 

“Şimdi mülkü idare eden, meşhur Çerkes prensi Msost’un ardılı Dyanbolet adlı büyük prens, Kubanötesi Çerkesleri arasında cömertliği, sağlam karakteri, yiğitliği ve askeri harekâtın güçlüklerine dayanma gücüyle nam salmıştır, verdiği sözün arkasında durur ki, bu her şeyden çok ona şeref getirir, unutulmaz Bayzrokk’un katilleri eliyle vatanını mahvettiyse de şerefine halel getirmedi”. 

Yazar, prensin, direnişin örgütlenmesinde ok önemli askeri katkıları olan kumandanlık yeteneğinden değil de, cömertliğinden bahsediyor. Bariz şekilde eksik söylem, onun “verdiği sözde” durma kabiliyetinin tespitidir. Az sayıdaki okuyucu (listesini yukarıda verdiğimiz), neden bahsedildiğini anlıyordu: Prensin 1830 Kasımında Rusya imparatoruna verdiği sadık teba olma andı (Hotko, 2017, sç 76). 

Adigelerin milli hafızasında ve keza Kafkas savaşı dönemi literatüründe C. Bolotokov figürü, bir kahramanlık halesiyle çevrilidir. O, bihakkın en yetenekli askeri liderlerden biri sayılıyordu. Çerkeslerin hepsi olmasa da önemli bir kısmı Türkiye’nin 1828-1829 savaşındaki hezimetinden sonra, sultan hükümeti Çerkes halkını güçlü bir imparatorluğun karşısında kendi kaderiyle baş başa bıraktığı zaman, onun mücadeleye önderlik etmesini bekliyordu. Cambulat’ın askeri deneyimi nedeniyle, çarlık kumandanlığı onun planlarına özel bir dikkatle eğilirdi. Cambulat, 1824 ve 1828 yıllarında Kuban’ın sağ yakasında ve Pyatigorye düzlüklerinde başarılı iki büyük sefer yönetmişti (Potto, 1888, s. 503-516; AKAK, 1878, s. 878-879). 

Gene de, belli bir kararsızlıktan sonra Cambulat, Çerkes kuvvetlerinin başına geçmedi. 1836 yılında Cambulat, Kuban’ın sağ yakasında kendi köyüne giderken yolda uzaktan yapılan bir atışla (bu bir keskin nişancı atışı idi) öldürüldü: “Proçnıy Okop kalesi yakınlarında, ormandan yapılan iki mermi doldurulmuş bir tüfek atışıyla öldürüldü”. Bunun ardından gelen yazışmalar ve Rusya uyruklu hükümran prensin katlinin araştırılmasına yönelik tam bir ilgisizlik, G.H. Zass’ın cinayeti örgütlediğine dair bilgiler, Cambulat’ın Abazehlere göç etme niyetine dair bilgiler, bize onun çar uyrukluğunda olduğu tüm o yıllar boyunca bir seçim yapma hali içinde olduğunu gösteriyor (1830-1836) (Переписка, 1838, л. 1–8, 10–10 об.; Хотко, 2016). 

Cambulat’tan önce Temirgoy’u yöneten “Çerkesler arasında ün yapmış prens Msost”, Han-Girey’in büyük sempatisine mazhar olmuştu ama en azından A.A. Velyaminov gibi bir okuyucunun gördüğü gerçek bağlam Çerkes direnişiyle ilgiliydi (КС, 1910, с. 42–43). 

Zaten, Temirgoy (Bolotoko) feodal mülkünün, tüm diğer Çerkes prenslikleri gibi, 1839-1864 yılları arasında uygulanan bir dizi idari ve askeri tedbir sonucunda varlığı sona erdi. Hatta Kafkas savaşının sona ermesinden sonra, prensliğin akıbetiyle ve mirasıyla ilgili herhangi bir özel protokol yayınlamak bile gerekmemişti (mesela resmen tanınmış ve resmen ilga edilmiş Abhazya prensliğinde olduğu gibi). Nasıl denir, “öküz öldü, ortaklık bitti”. 

Böylelikle, Han-Girey’in metninde Adige prensliği siyasi sürecin öznesi olmaktan tamamen çıkmıştır ama çarlığın bilge yönetimini bekleyen geçmişte kalmış bir oluşum olarak takdim edilmektedir. Yazarın kullandığı sözcük dağarcığı, onun, çarlık hükümeti tarafından yürütülen Çerkes siyasi kurumlarının yıkılması sürecini her çareye başvurarak örtbas etmeye ve aynı zamanda, potansiyel olarak imparatorluk bünyesinde gelişen suni bir Çerkesya resmi sunmaya çabaladığına delalet etmektedir. Bu vizyona göre Çerkesler uyumlu ve itaate yatkın bir halktır, yalnızca Rusya otokratının alicenap tahammülüne ihtiyaç vardır: 

“İnsansever bir hükümdarın kutsal elinin kendisine hayır kapısını açtığı halka ne mutlu. Tek elden yönetilen bir iktidarın olmadığı yerde, ezelden beri ahenk yoktur: Orada azgın grupların elindeki üst iktidar mahvedici bir ihtirasa dönüşür, bu ihtiras halk arasında kardeş kavgasının azgın ateşini yakarak kanlı isyanlar çıkarır, merkezi iktidarın olmadığı birçok ülkede ne olmuşsa aynısı Çerkesya’da da olmuştur” (Sultan Han-Girey, 2009, s. 178).  

Bu kanaatin Çerkesya’nın iç siyasi durumuna bariz şekilde uymadığı keyfiyeti Han-Girey’i hiç de tasalandırmıyordu. Prenslikler birbirlerine karşı son defa XVII. yüzyılda savaşmışlardı. Güncel koşullarda bunu yapmayı isteseler de, Kubanötesi civarını fiili olarak kontrol eden Rusya askeri makamları buna izin vermezlerdi. Diğer sahalarda, yeminli kardeşlik ihtilalinden sonra, o zamana kadar görülmemiş bir sükunet ve disiplin hâkim oldu. J. Longworth, Natuhay ve Şapsığya’da bulunduğu tüm bir yıl boyunca yalnızca, failin bir meczup olduğu tek bir cinayet işlendiğini haber veriyordu (Longworth, 2002, s. 208-213). Longworth, Çerkes toplumsal yaşamının temel keyfiyeti olan güvenliğin altını özellikle çiziyor. Bunu kendi “okuyucularına” yeminli kardeşlik kurumu ve gerçekleşen sosyal transformasyon karşısında nasıl bir tutum almak gerektiğine dair tek bir öğüt vermeyen Han-Girey de biliyordu. 

M.N. Gubjokov, “yazarın ‘Çerkesya Notları’ndaki imparatora yönelik övücü dilin yalnızca ritüel cümleleri olmayıp, muazzam bir devletin monarkının Çerkes halkını ‘müşfik tedbirlerle, mümkünse kan dökmekten kaçınarak’ sivil bir topluma dönüştürme imkanına samimi olarak inandığının kanıtı” olduğuna işaret ediyor (Gubjokov, 2009, s. 300).  

Y.A. Gordin, tabii ki Han-Girey için de karakteristik olan, pekala şekil bulmuş bu sömürgeci söyleme (Tuğgeneral F.K. Klyuki -von-Klugenau’ın imam Şamil’e manifestosu) dair çok net yazıyor. 

“Tamamen samimi olarak yazılmış bu dokunaklı metni okurken -Klugenau dosdoğru ve kurnazlık bilmez bir adamdı- generalin son altı yıl boyunca Dağıstan ve Çeçenya’da cezalandırma seferlerini yönettiğini göz önünde tutmak lazım… Bu arka planda onun dağlıların huzuru ve mutluluğuna dair nutku, eğer alaya almak değilse, parodik görünebilir. Ama durum bu değil. Bu, Yermolov’un Kafkasya’nın fethinde bir mihenk taşı figürü saydığı ilk büyük konkistador olan general prens Tsitsianov’dan başlayarak, birçok Rus generali ve subayına has medeniyet taşıyıcı bilincin paradoksudur… Kafkasya’nın fethini haklı çıkaracak medenileştirme düşüncesi kesin şeklini, kültürel ve devletsel tasavvurlarında inançlı bir Avrupa merkezci olan Yermolov döneminde buldu” (Gordin, 2000, s.197). 

“Notlar’ın …” sadık uyruk coşkusu, Esas Okuyucuyu yazarın tam ve koşulsuz sadakatine ikna etmeliydi. 1814-1815 yıllarındaki Viyana kongresinden [Han-Girey’in de katıldığı (Kazakov, 2017, s. 412)] sonra Rusya İmparatorluğu Avrupa’nın baş dış politika hakemi ve “jandarması” idi: 1848-1849 Macar ihtilalinin bastırılması henüz gelecekte idi. Dekabristlerin çıkışının bastırılmasından sonra mevcut düzeni korumacı ruh hali toplumsal hayatın her alanına sızmıştı. Nikolay’ın bu dönemde eğitim almış Çerkes hassa subayının, tam da bu fikir demetinin taşıyıcısı olması eşyanın tabiatına uygundur. 

Kitap ve genel olarak Han-Girey’in tüm anlatımı bize, yeni icat edilmiş, uydurulmuş ve keşfedilmiş bir Çerkesya sunuyor. Bu telif kurgu, suni olarak zayıflatılmış, basitleştirilmiş bir söylem. Sonuçta, bebeklikten çıkamamış bir alan ortaya çıkıyor. Kadim Spartalıları, en ufak bir bahaneyle neredeyse devamlı olarak birbirleriyle savaşan Ortaçağ şövalyelerini veya Sarasenleri andıran tiplerle meskûn bir çeşit hayali, orientalist bir ülke. Bildiğimiz anlamdaki yasa burada geçersiz. 

Bu tablo imparatorluk yönetiminin pozisyonuna tamamen uyuyor: 

“Batılı insan var ve Doğulu insan var. Birinciler yönetir, ikinciler de yönetilmeye ihtiyaç duyarlar ki bu genellikle topraklarının işgal edilmesi ve iç işlerde sıkı bir kontrol anlamına gelir <…> Doğulu insan irrasyoneldir, sefihtir, çocuksudur, o ‘başkasıdır’, oysa Avrupalı rasyoneldir, erdemlidir, olgundur, ‘normaldir’” (Said, 2006, s. 56, 62). 

“Notlar’ın…” üçlü okuyucusunun orada, çok sayıda askeri rapor ve daha gerçekçi anlatımlardan yeteri kadar iyi bildikleri o Çerkesya’yı tanıyamadıklarından emin olabiliriz. Onlar Çerkeslerin organize olma, disipline uyma ve ulusal bağımsızlık için kendini feda etmeye muktedir olduğunu çok iyi biliyorlardı. Çerkesya’nın gelişmiş bir tarımı ve uzun bir savaşa dayanabilecek bir iaşe sistemi vardı. Çarlık generalleri Adige nüfusunu zengin addediyorlardı (Rayevskiy, 1840, s. 470-471; Dobrovolskiy-Yevdokimov, 1851, s. 331, Yevdokimov, 1864, s. 88). Çerkesya’nın modernleşme tarihinde dönüm noktası olan olay, Anapa Prensi Mehmed-Girey Zan’ın inşa ettiği 29 arşın boyunda üç direkli gemi idi (Veselovskiy, 1914, s.37). Petro’nunkiyle kıyaslandığında bu türden bir tecrübe 80 yıl gecikmeyle geldi, ama başka birçoklarına öncülük etti. 

Gene de, şu varsayımda da bulunabiliriz: Han-Girey’in eseri çarın hoşuna gitti. Otokratın Han-Girey’e “Çerkesya’nın Karamzini!” adını taktığını unutmayalım. Yazarın bazı argümanları soru işareti veya şaşkınlık doğurmuş olabilir, ama yazarlık yeteneği o derece idiydi ki, Nikolay kolaylıkla Çerkesya tasvirini yeni ve neredeyse tam teşekküllü bir vilayeti olarak algılamış olabilirdi. Bu durumda Nikolay’ın tüm Çerkes kabilelerinin temsilcileriyle görüşme şeklindeki saçma düşüncesi de tamamen bağlamsal oluyor. Bu temsilcileri, imparatorluğa ne şekilde olursa olsun katılmaya karşı cansiperane direnen kabileler de dahil olmak üzere, seçme işini bizzat hassa yaveri Han-Girey yapmalıydı. Bu misyon, Han-Girey’in hayatı için, sözde barışçı Çerkeslerin meskûn olduğu sahada bile büyük bir risk taşıyordu. Natuhaylar, Şapsığlar ve Abazehler söz konusu ise, uygulanabilmesi söz konusu bile değildi (Gordin, 2000, s. 150-180). 

Han-Girey’in anlatımı, aşırı coşkusu ve yarı-resmiliğinin yanında, derin bir bilinçsel uyumsuzluk, psikolojik sıkıntı ve eli ayağına dolaşmışlık yansıtır. Bu da, bizce onun istifasını ve tarihi vatanına dönüşünü açıklıyor. Orada, tüm görevlerinden ve toplumsal işlerden uzaklaştı. 

Bir imparatorluk vatanseveri ve özel kimlikli, subay onuru taşıyan bir insan olarak o, tarihi olarak Rusya’nın haklı olduğu inancında idi. Avrupai eğitim almış ve hümanist yönelimli bir entelektüel olarak, kendi halkına karşı sebepsiz bir vahşetle yürütülen savaşa üzülmemesi mümkün değildi. 

19 Mayıs 1837 tarihinde savaş bakanı kont A.İ. Çernışev’e hitaben yazdığı notta, liderliği cazip bir yönetim modeli kurmanın gerekliliğine ikna etmeye çalışıyordu: 

“Burada, kuvvetlerimizin birkaç yıldır Şapsığlara ve öncelikle Nathokaadlara karşı yürüttüğü askeri harekatların devam ettiğini dikkate almak mümkündür (A.A. Velyaminov’un seferleri 1834-1836-S.H.); bunların toprakları üzerinde kaleler kuruldu, yollar yapıldı; köyleri yakıldı, ciddi zararlar verildi; kendilerine karşı ciddi tedbirler uygulanacağı onlara anlatıldı ve aralarında kuvvetlerimize karşı koymanın mümkün olmadığını kavrayan insanlar yok değil, lakin bunlardan neredeyse tek bir aile bile barışçı kabilelere katılmadı. Bu da gösteriyor ki, bu sonuncuların durumu o kadar da iyi değil, eğer bunların refahı sağlam şekilde temin edilmiş olsaydı, doğal olarak bizim için yararlı sonuçları olurdu” (Sultan Han-Girey, 2009, s.554). 

Han-Girey’in ölümünden sonra basitleştirmе (ama artık o kadar da ustaca değil), Adigelerle ilgili tarihsel metinlerin yaratılmasında temel kural olmaya mahkûm oldu. “Çerkesya Notları”’nın ancak, Maykop’ta bastırmak için yapılan birkaç çekingen denemeden sonra, 1978 yılında Nalçik’te gün yüzüne çıkışı eşyanın tabiatına uygundur. Sadeleştirme söylemi, Han-Girey’i üst perdeden bir aydınlatıcı olarak ilan etmeye izin vermişti ama onun eserinin yayınlanacağını öngörmemişti. 

Kaynak: Karadeniz-Kafkas Bölgesinin Arkeolojisi ve Etnoğrafyası, Yayın 6, Kuban Devlet Üniversitesi –Krasnodar 2018 

  

Çeviri: Uğur Yağanoğlu


АКАК, 1878: Акты Кавказской археографической комиссии. Т. VII. Тифлис, 1878. 

АКАК, 1881: Акты Кавказской археографической комиссии. Т. VIII. Тифлис, 1881. 

Броневский, 1823: Новейшие географические и исторические изве- стия о Кавказе, собранные и пополненные Семеном Броневским. Ч. 2. М.: В типографии С. Селивановского, 1823. 

Веселовский, 1914: Веселовский Н.И. Военно-исторический очерк горо- да Анапы // Записки разряда военной археологии и археографии импера- торского русского военно-исторического общества. Т. III. Петроград, 1914. Вульф, 2003: Вульф Л. Изобретая Восточную Европу. Карта цивили- зации в сознании эпохи Просвещения / Пер. с англ. И. Федюкина. М.: 

Новое литературное обозрение, 2003. 

Голицын, 2004: Голицын Н.Б. Жизнеописание генерала от кавалерии Эммануэля / Вступительная статья Г.Г. Лисицыной и В.М. Файбисови- ча. М.: ООО «Рекламно-издательский центр «Собрание», 2004. 

Гордин, 2000: Гордин Я. Кавказ: земля и кровь. Россия в Кавказской войне XIX века. СПб.: журнал «Звезда», 2000. 

Губжоков, 2009: Губжоков М.Н. Хан-Гиреем «невоспетые» герои: к интеллектуальной истории адыгов XIX века // Актуальные проблемы истории и этнографии народов Кавказа: Сборник статей к 60-летию аВж.Хар. оКва. Нальчик: Издательство Института гуманитарных ис – следований Правительства КБР и КБНЦ РАН, 2009. С. 294–309. 

Добровольский-Евдокимов, 1851: Добровольский-Евдокимов. Экс- педиция 1851 года на правом фланге кавказской линии // Кавказский сборник. Т. VIII. Тифлис, 1884. С. 307–334. 

Евдокимов, 1864: Отчет гр. Евдокимова о военных действиях, ис- полненных в Кубанской области в период времени с 1-го июля 1863 года по 1-е июля 1864 года // Кумыков Т.Х. Выселение адыгов в Тур- цию – последствие Кавказской войны. Нальчик, 1994. С. 47–113. 

Казаков, 2017: Казаков А.В. Черкесы на российской государствен- ной и военной службе (середина XVI – начало XX в.). Историко-генеа- логические исследования. Нальчик: Эльбрус, 2017. 

Кажаров, 1992: Кажаров В.Х. Адыгская хаса. Из истории сослов- но-представительных учреждений феодальной Черкесии. Нальчик: Институт черкесской истории и культуры, 1992. 

Короленко, 1874: Короленко П.П. Черноморцы. СПб., 1874. 

КС, 1910: Из архива князей Бековичей-Черкасских // Кавказский сборник. Т. XXX. Тифлис, 1910. С. 17–43. 

Лонгворт, 2002: Лонгворт Дж.А. Год среди черкесов / Пер. с англ. 

В.М. Аталикова. Нальчик «Эль-Фа», 2002. 

Новицкий, 1832: Докладная записка штаб капитана Новицкого о ме- рах по борьбе с горцами. 29 марта 1832 г. // Российский государствен- ный военно-исторический архив (РГВИА), ф. 13454, оп. 6, д. 77. 

Переписка, 1838: Переписка Департамента Генерального Штаба со шта- бом Отдельного Кавказского корпуса по ходатайству султана Азамат-Гирея. О расследовании обстоятельств смерти его родственника Кермчойского кня- зя Джембулата Ойтекова. 1838 г., июня 5 – июня 6 // РГВИА, ф. 482, д. 62. 

Потто, 1888: Потто В.А. Кавказская война в отдельных очерках, эпизодах, легендах и биографиях. Т. 2. Ермоловское время. Выпуск III. СПб.: Издание книжного склада В.А. Березовского, 1888. 

Потто, 1891: Потто В.А. Кавказская война в отдельных очерках, эпизодах, легендах и биографиях. Т. 5. Время Паскевича. Выпуск 3. Тифлис: типография штаба Кавказского военного округа, 1891. 

Потто, 1904: Утверждение русского владычества на Кавказе. Т. III. Ч. 2. Под ред. ген.-м. Потто. Тифлис, 1904. 

Раевский, 1840: Записка ген.-л. Раевского о торговле с горцами и пе- реселении на восточный берег // АКАК. Т. IX. Тифлис, 1884. С. 470–480. Саид, 2006: Саид Э. Ориентализм. Западные концепции Востока / 

Пер. с англ. А.В. Говорунова. СПб.: Русский мiр, 2006. 

Султан Хан-Гирей, 2009: Султан Хан-Гирей: Избранные труды и до- кументы / Составление, подготовка текстов, научное редактирование, комментарии М.Н. Губжокова. Майкоп: ОАО «Полиграф-ЮГ», 2009. 

Томкеев, 1898: Томкеев В. Кавказская линия под управлением гене- рала Емануэля // Кавказский сборник. Т. XIX. Тифлис, 1898. 

Хотко, 2016: Хотко С.Х. Документ из РГВИА об обстоятельствах убийства старшего князя Темиргоя Джамбулата Болотокова (октябрь 1836 г.) // Архивы и общество. № 37. Нальчик, 2016. С. 59–70. 

Хотко, 2017: Хотко С.Х. Джамбулат Болотоко в 1830–1836 гг.: по свидетельству комплекса архивных материалов // Вопросы теории и методологии истории. Вып. 10. Майкоп, 2017. С. 75–87. 

Чемсо, 2002: Чемсо А.К. Гривенно-Черкесская станица. Краснодар: Известия, 2002. 


Çevirileriyle destek sunan Uğur Yağanoğlu’na teşekkürlerimizle…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here